Reklamsız Sözcü
UĞUR DÜNDAR

‘ABD, eğitip silahlarla donattığı YPG’ye zarar gelsin istemiyor’

12 Ocak 2019

Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'dan ABD askerlerinin Suriye'den çekilmeleri ve Bolton'un ziyaretiyle ilgili çarpıcı açıklamalar…

sukru-elekdag

Sevgili okurlarım,
Bu hafta başında medyamız, ABD Başkanı Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un Ankara'da yapacağı kritik önemdeki görüşmelere odaklanmıştı. Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Dunford ve Küresel Koalisyon Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey'nin de dahil olduğu üst düzey bir heyete başkanlık ediyordu. Gündemde, ABD'nin Suriye'den çekilme sürecinin koordinasyonu, Türkiye'nin IŞİD'le mücadele misyonunun koşulları, TSK'nın ABD tarafından sağlanacak lojistik ve ulaşım desteği gibi önemli konular yer alıyordu. Ancak Bolton'un, Türkiye'den önce ziyaret ettiği İsrail'de yaptığı açıklamalar, Ankara'nın sert tepkisine yol açtı. Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmeyen Bolton, muhatabı Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'la iki saatlik bir toplantıdan sonra Ankara'dan eli boş ayrıldı. Tüm öngörüleri doğru çıkan bilge diplomat, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile bugün yapacağımız söyleşide Türkiye'nin üstlendiği IŞİD'i temizleme misyonunun niteliği ile risklerini ve ABD askerlerinin çekilmeleri sonrasında Suriye'de değişecek güç dengesinin yaratacağı sonuçları ele alacağız.

★★★

UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Elekdağ, Bolton neden daha görüşme masasına oturmadan Ankara'yı öfkelendirecek açıklamalarda bulundu?

ERDOĞAN, BOLTON'UN TEZİNE KARŞI ÇIKTI

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Bolton'un tutumunda muhataplarını küçümseme ve “Ben masaya bu koşullarla oturuyorum, bu noktadan  geriye gitmem!..” dayatması var… Ankara'nın tepkisine yol açan açıklamaları da şunlar: “ABD askerleri, Suriye'nin kuzeyindeki Kürtleri korumaya yönelik bir anlaşma olmadan çekilmeyecek… Türkiye'nin ABD ile tam koordinasyon içinde olmadan Suriye'ye askeri müdahalede bulunmasını istemiyoruz…” Cumhurbaşkanı Erdoğan Bolton'un, tüm Kürtleri, PKK/PYD/YPG ile özdeşleştirmesine karşı çıkarak şunları söyledi: “Bolton'un verdiği mesajı yutmamız mümkün değildir. Bunlar, bu ülkede benim Kürt vatandaşım kimdir, sanırım bunları tanımıyorlar. PKK/YPG/PYD benim Kürt vatandaşlarımın temsilcisi olamaz. Biz bu terör örgütleri mensupları ister Kürt vatandaşımız, ister Arapların içinden çıksın, ister Türklerin içinden çıkmış olsun, haklarından geliriz. Teröre yeni bir tarif mi geliştirdiniz? Teröristse gereğini yaparız. Bolton çok ciddi yanlış yapmıştır. Suriye'deki terör koridoru içinde yer alanlar gerekli dersi alacaktır.” Cumhurbaşkanı bu ifadelerinden sonra da Suriye'ye yönelik operasyonalar için ABD'nin onayına ihtiyacı olmadığını şu sözlerle vurguladı: “Askeri harekat için hazırlıklarımızı tamamladık. Çok yakında Suriye topraklarındaki terör gruplarını etkisiz hale getirmek için harekete geçeriz!..”

(U.D.): Esasında Başkan Trump, Suriye'den çıkmış olsalar da “Kürtleri koruyacaklarını” birkaç kere söylemişti. Bu yeni bir şey değil. Buna rağmen Ankara'nın Bolton'a yüklenmesinin ardında hangi gerçekler var?

(Ş.E.): Hatta Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Amerikan CNBC TV kanalında yaptığı açıklamadaki iddiasına göre; Erdoğan, Trump'la 23 Aralık'taki telefon görüşmesinde, ABD'nin Suriye'den çekilmesinden sonra PYD/YPG'yi korumayı taahhüt etmiş. Üst düzey ABD yetkilileri de Associated Press'e Pompeo'nun söylediklerini teyid eden açıklamalar yaptılar.

GARNİZON DEVLETTEN VAZGEÇMİŞ DEĞİLLER

(U.D.): Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Trump'a ABD'nin çekilmesinden sonra PYD/YPG'yi koruma sözü verdiği sizce inandırıcı mı? Bence değil.

(Ş.E.):Pompeo bunu iddia ediyor!.. İlginç olan Ankara'nın Pompeo'nun bu iddiasının üstüne giderek tekzip etmemesi oldu. Amerika'da “establishment” (müesses nizam) denilen derin devlet ve Pentagon, Suriye'den çekilme gerçekleşse bile, ABD özel kuvvetleri tarafından eğitilmiş ve modern silahlarla donatılmış 70 bin kişilik PYD/YPG ordusuna zarar gelmesini kesinlikle istemiyorlar. Keza, PKK/PYD/YPG garnizon devletinin kurulmasından da vazgeçmiş değiller. Başkan Trump da bu yoldaki görüşlerini defalarca değişik şekillerde dillendirdi. Örneğin, Senatör Graham 31 Aralık'ta Başkan Trump'la görüştükten sonra Beyaz Saray'dan çıkarken gazetecilere, Başkan'ın kendisine, Türkiye ile YPG arasında bir çatışma olmasını önlemek hususunda kararlı olduğunu, böyle bir çatışmayı önlemek için de Türkiye'ye tampon bölge güvencesi verilebileceğini belirttiğini söylemişti. Graham, ayrıca şu noktaların altını çizmişti: “Başkan Trump'a göre çekilme, şu koşulların sağlanmasıyla gerçekleşecek: Bir, IŞİD tamamen imha edilmiş olacak. İki, İran boşalan yerlere yerleşemeyecek. Üç, Kürt müttefiklerimizin korunması sağlanacak.” Bundan üç gün sonra da Trump, PYD/YPG'yi kastederek “Türkiye onları sevmiyor, ama başkaları seviyor. Biz onlarla iken çok iyi savaşıyorlar. Onların ellerindeki azıcık petrolü İran'a satmaları hoşuma gitmedi. Yine de Kürtleri korumak istiyoruz” dedi. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo 4 Ocak'ta New Max TV'sine, “Türklerin  Kürtleri katletmesini önlemek ve Suriye'de dini azınlıkların korunması, ABD'nin misyonunun bir parçasıdır” demişti. Ankara, terörle mücadeleyi, katliamla eş anlamlı gören bu sözlerden rahatsızlık duymakla beraber, anlaşmazlığı alevlendirmemek için bunların üstüne fazla gitmedi ve nasıl olsa müzakere masasına oturacağız, orada bunları konuşuruz diye düşündü. Ancak, Bolton'un İsrail'den yaptığı ve üstü örtülmek istenen sorunu da tam açıklığıyla aleniyete döken sözleri bardağı taşıran son damla oldu…

BAHÇELİ'NİN BOLTON'A TEPKİSİ ÇOK ÖNEMLİYDİ

(U.D.): Cumhurbaşkanı'nın kuvvetli tepki vermesine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin grup toplantısında yaptığı ve çok ağır üslupla Bolton'u hedef alan konuşması da yol açmış olabilir mi?

(Ş.E.): Bu konuşmanın AKP'ye bir mesaj niteliği var mıydı? Evet, vardı!.. Çünkü, 2 Ocak'ta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın ”Görevin Türkiye tarafından üstlenildiği” yolundaki açıklamasından sonra TSK'nın IŞİD misyonu hususunda Ankara ile Washington arasında bir mutabakat olduğu açık ve seçik ortaya çıkmıştı. 5 Ocak tarihli Wall Street Journal da Amerikalı yetkilerin ifadelerine göre “görev” hakkında şu bilgileri veriyordu: “Büyükelçi Jeffrey'nin Dışişleri Bakanlığı ekibiyle hazırlamış olduğu bir harita Ankara'da 8 Ocak'ta Türk heyetiyle müzakere edilecekti. Haritanın amacı, YPG'nin kontrolündeki Suriye bölgesine girecek olan Türk askerlerinin PYD/YPG ile çatışmadan 300-350 kilometre güneydeki IŞİD yerleşim noktalarına ulaşmasını sağlamaktı.” Habere göre, ABD'li kaynaklar, Türkiye'nin IŞİD'e karşı savaşta ana sorumluluğu almak için ABD'den hava desteği ile lojistik ve ulaşım konularında da önemli bir askeri destek talebinde bulunduğunu, ancak Türkiye'nin isteklerinin hepsinin yerine getirilmesi halinde ABD'nin Suriye'deki askeri varlığının güçlendirilmesinin gerekeceği, bu nedenle hava desteği dışındaki taleplerin karşılanamayacağı Türk tarafına belirtilmiş bulunuyor.

STRATEJİK KÖRLÜK AKLA DURGUNLUK VERİYOR

(U.D.): Bu söyledikleriniz arasında benim de çok dikkatimi çeken IŞİD mevzilerinin sınırlarımızdan 300- 350 kilometre uzakta olduğu. Bunun Türkiye için bir tehdit oluşturduğu söylenebilir mi?

(Ş.E.): Trump'ın Türkiye'ye önerdiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da lojistik destek şartıyla ve büyük memnuniyetle kabul ettiği misyon, Türkiye'nin sınır boyunca konuşlanmış ve garnizon devletin temelini oluşturacak siyasi yapılanmayı da inşa etmiş olan PKK/YPG'nin Türkiye için teşkil ettiği varoluşsal tehdidini görmezden gelmesi ve Suriye'nin yüzlerce kilometre derinliğindeki IŞİD'le savaşmayı üstlenmesidir. ABD, Türkiye'ye böyle bir görevi verirken, PYD/YPG güçlerinin kılına dokunulmaması gibi, ancak sömürgesinden isteyebileceği bir koşulu da dayatmak istemektedir. Böyle bir misyonun Türkiye'nin enerjisi ve kaynaklarını Suriye batağında tüketmekten ve sınırlarındaki tehdidin daha da güçlenmesini sağlamaktan başka ne gibi bir sonucu olabilir? Stratejik körlüğün bu boyutu akla durgunluk veriyor!.. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın belirttiğimiz gerçekler ışığında bu “misyondan” vazgeçmemesi Türkiye için çok ağır sonuçlar doğuracaktır!..

(U.D.): Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta Türkiye için beka tehditi yaratan PKK/YPG ve PYD terör örgütlerine yönelik operasyon yapılacağını söylüyor. Sınır boyunca konuşlanan çok sayıda askeri birliğimiz günlerdir emir bekliyor. Siz bir askeri harekât bekliyor musunuz?

YPG/PYD'YE YÖNELİK BİR HAREKAT BEKLEMİYORUM

(Ş.E.): Hayır beklemiyorum!.. Zira, Reuters'in bir Amerikalı yetkiliye atfen verdiği habere göre, Ankara toplantısında Bolton, İbrahim Kalın'a, “ABD'nin, Türk güçlerinin Suriye'deki Kürt müttefiklerine yönelik her türlü kötü muamelesine karşı çıkacağını” söylemiş. Kalın da cevaben, “ABD birlikleri Suriye'deyken operasyona girişilmeyeceği hususunda Erdoğan'ın taahhütte bulunduğunu” belirtmiş. Anlaşılan bu durumda Cumhurbaşkanı'nın dilinden düşmeyen “bir gece ansızın gelebilirim” nakaratının bir anlamı kalmıyor.

(U.D.): Peki, Senatör Graham'ın açıkladığı tampon bölge projesinin gerçekleşmesi mümkün mü?

(Ş.E.): Bu proje gereğince Fırat'ın doğusunda sınırlarımız boyunca Suriye topraklarında 20-30 kilometre derinlikteki bir şeritte tampon bölge oluşturulacağı söyleniyor. Bu surette Türkiye'nin kendisine güneyden terör tehdidi olduğu gerekçesiyle Suriye topraklarına girmesi önlenmiş olacak, yani PYD/YPG'nin korunması bu şekilde sağlanacak. ABD, bu tampon bölgeye, PYD karşıtı Kürt partilerinin Roj peşmergeleri denilen silahlı güçlerini ve Arap aşiretlerini yerleştirmeyi tasarlıyor. Daha önemlisi, ABD terkedeceği bölgenin Suriye rejiminin eline geçmesini ve İran birliklerinin de buraya konuşlanmasını önlemek için, Mısır ve Körfez ülkelerinin askerlerinin bu bölgeye konuşlanmasını, ayrıca Körfez ülkelerinin PYD/YPG'yi finanse etmelerini istiyor. Bu  amaçla yoğun ve ısrarlı temaslar yürütüyor. ABD'nin çekilme takvimini bir türlü saptayamamasının nedeni bu girişimlerinden henüz bir sonuç alamamasından ileri geliyor. Tampon bölge önerisinin bir tuzak olduğu iddiası var. Bu görüş sahiplerine göre, ABD'nin tampon bölgede “no fly-zone” (uçuşa yasak bölge) ilan ederek, burayı Irak'ta yaptığı gibi Suriye Kürdistanı'na dönüştürmesi ihtimali yüksek.

suriye-taviz

(U.D.): Bütün bu olaylar cereyan ederken, Rusya ve Suriye ne yapıyor?

(Ş.E.): ABD'nin bölgeden çekilmesi halinde Türk ordusunun Rojova'ya gireceği korkusu PYD/YPG'nin büyük bir Telaşla Moskova'ya ve Şam'a başvurmasına yol açtı. PYD'nin, Şam yönetimine sunduğu üç başlıklı öneri, PYD/YPG'nin kontrolündeki bölgelerin Türkiye'den korunmasını, bu bölgelerdeki yönetim yapılarının Suriye anayasasına entegre edilmesi için formül oluşturulmasını ve ülkenin kuzeyi ile doğusundaki kaynakların adilane paylaşılmasını öngörüyordu. Ancak, Şam yönetimi müzakereye yanaşmadı ve tam teslimiyet istedi. Bu meyanda, petrol sahaları ile hidroenerji kaynaklarının öncelikle tesliminde ısrar etti. Rusya'nın arabuluculuğu ile görüşmelerde şöyle bir uzlaşı noktasına gelindiği anlaşılıyor. Rusya'nın garantör olması şartıyla, PYD/YPG, kontrol ettiği bölgeleri ABD'nin çekilmesinden sonra Suriye ordusuna teslim edecek. Siyasi çözüm ve anayasa sorunlarına gelince, bunlar ileriye bırakılacak ve yine Moskova'nın arabuluculuğu ile çözümlenecek. ABD'nin çekilmesinden sonra Şam yönetiminin taviz vermeyeceği ve geçen Temmuz ayında yapılan görüşmelerde ileri sürdüğü şartlar üzerinde ısrar edeceği tahmin ediliyor. Bunların başında da PYD'nin silahlı kanadı olan YPG'nin kendini feshetmesi ve elindeki silahları Suriye ordusuna teslim etmesi  geliyordu…

(U.D.): Sayın Elekdağ, Suriye meselesinin bugünkü aşamasında Türkiye'nin karşılaştığı kritik önemdeki sorunları izah ettiniz ve özellikle ABD tarafından Türkiye'ye verilen sözde “misyonun” uygulanmasının ülkemiz için yaratacağı vahim tehlikeleri gözler önüne serdiniz. Sanırım bilge kişiliğiniz ve yurtseverlik duygularıyla yaptığınız uyarılar, ülkemizi yönetenler tarafından dikkate alınır.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more