Anayasamız’ın 28. maddesinde kapı gibi, “Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” yazmasına rağmen sansür yasası Meclis’ten geçti! Sansür için gece gündüz el kaldıran vekiller Meclis’te gülerek topluca sansür hatırası pozu verdi...

Yasaya göre muhalif medyaya ayar, sosyal medyada paylaşılanlardan ötürü bilgi verenlere, paylaşanlara bile 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezaları verilecek!

Vay arkadaş, bundan sonra basının ve milletin gıkı çıkmayacak falan deniyor!

Gülüyorum...

Almanya’da yüksek lisans ve doktora yapıp memlekete koşan Ceza Hukuku profesörümüzün derste anlattıkları aklıma geliyor, iktidar denizindeki bu çırpınmalara, korku salma çabalarına yine gülüyorum!

***

Almanya, Osmanlı’yı da dibe çekerek 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmıştı. Yenilgi imparatorluğa diz çöktürmüş, üzerine Fransa ve İngiltere gibi galip ülkelere ödenecek savaş tazminatları da eklenince ekonomi paramparça olmuştu.

Tıpkı bugün memleketimizde olduğu gibi darphaneler 7/24 para basmaya başladı. Hatta Almanya’yı yönetenler işi bayağı abarttı... O kadar fazla para bastılar ki, enflasyonun cinsi ‘hiper’ oldu. Mürekkep yetişmediği için kağıtlara tek taraflı basıldı paralar!

Durum anlaşılsın diye örnek vereyim. Artan enflasyon yüzünden 9 Haziran 1923’te Berlin’de bir yumurta 800, bir litre süt bin 440, 1 kilo patates 5 bin, tramvay bileti 600, 1 dolar ise 100 bin Mark’tı!

Amma da yüksekmiş diyorsanız, bir de şuna bakın...

Sonunu düşünmeden para basmanın neticesi; 2 Aralık 1923’te Berlin’de bir yumurta 320 milyar, bir litre süt 360 milyar, bir kilo patates 90 milyar, tramvay bileti 50 milyar, 1 dolar 4 trilyon 210 milyar Mark oldu!

İşler çığırından çıktı tabi.

Misal, Almanlar’ın tahıl kıtlığında icat ettikleri K-Brot denilen patates ve çavdardan yapılan ekmeği almaya el arabası dolusu para ile gidildi!

İşçilere, memurlara maaşlar enflasyon karşısında erimesin diye ‘günlük’ olarak verildi.

Durum o hale gelmişti ki, süt almak için çuval dolusu para ile kuyruğa girenler sıra kendilerine geldiğinde süte zam geldiğini öğrenip ayazda kaldı!

İşte bu hiperenflasyon belası sürerken Almanya’da şöyle bir şey oldu.

Suçun her türü ama çoğunlukla hırsızlık patladı! Özellikle kadın suçlular çığ gibi arttı. Kadınlar, evlerini geçindirmek, çocuklarını açlığa kurban vermemek için çaresiz kalmıştı...

Alman hukuk sistemi de tıpkı enflasyon gibi durmadan cezaları artırmaya başladı. K-Brot çalana 3 ay hapis 500 milyar Mark para cezası... Ekmek hırsızına 15 yıl hapis cezası... Karne ile satılan ve başkasının hakkını çalana müebbet, olmadı idam!

Bir gün süt, yumurta, ekmek hırsızlıklarından yılmış bir hakimin önüne yine iki büklüm duran bir kadın getirildi. Duruşma başlamadan hakim kadına sordu: Ekmek hırsızlığının cezasının çok ağır olduğunu bilmiyor musun? Biliyorum dedi kadın. Madem biliyorsun neden yapıyorsun, hapislerde çürüyüp ölüp gideceksin! Sanık kadın yanıt verdi: O ekmeği almazsam da öleceğim!

***

Aydınlanma Çağı’nda yaşamış, modern hukuk sistemlerine büyük etkileri olan hukukçu ve felsefecisi Cesare Beccaria, ‘öç almaya dayanan cezayı reddetmiş’ cezanın meşru olması için gerekli ve yararlı olması gerektiğinin altını çizdiği Suçlar ve Cezalar Hakkında isimli kitabında şöyle yazmış: “Cezalar bir ulusun içinde bulunduğu koşullara uygun olmalı!”

Uygun olmazsa ne olur peki?

Sansür yasasına el kaldırıp, kabul edilince de bu milletin meclisinde hatıra fotoğrafı çektiren vekiller ve vekillere talimat verenler, merak ediyorsanız bu sorunun yanıtı sokakta!

Çıkın sırça saraylarınızdan... Çarşıya-pazara ya da bir hastanenin önüne gidin. Binin bir metrobüse, trene, metroya. Seçeceğiniz herhangi bir üniversitenin kapısına, hatta size yakın olduklarını düşündüğünüz imam hatip okullarının önlerine... Gidin ve oradakilere, gence, yaşlıya, işçiye, memura, işsize, hastaya kulak verin. Neler neler diyorlar gözünüzü, kulağınızı iyice açıp dinleyin!

Geçen gün şahane bir örnek vardı. Televizyonun muhabiri pazara çıkıp insanlara mikrofon uzatıyor, onların olup bitenlerle ilgili görüşlerini alıyordu. 91 yaşındaymış başı dik bir Türk kadını, düşündüklerini takır takır söyleyip ekliyor: “Bunları söylediğimiz için bizi hapse attıracaklarmış, attırsınlar bakalım!”

Böyledir bu işler... Atalar sağ olsun, her duruma uygun lafı taşı gediğine kor gibi koymuşlar... Dert söyletir!

Dertli bu millet, çok dertli... Çok üzdünüz bizi, hala ‘canlarını daha nasıl yakabiliriz, kırabiliriz’ diye kılı kırk yarıyorsunuz! Ama kimse korkmuyor artık bu korkutmalarınızdan...