Buğday tohumunu sonbaharda toprakla buluşturmayan yaz geldiğinde hasat yapamaz. Tabii güneş ve yağış da gereklidir. Yeni öz, eskinin üzerinden ancak koşullar oluştuğunda ortaya çıkar. İç ve dış etmenlerin harman olması sonuç için zorunludur. Sosyal bir varlık olarak insanın yaşamında da aynı durum geçerlidir.

Sosyal olayların da yasaları vardır. Her zaman aynı şekilde cereyan etmese de, özü aynıdır… Koşullar devrimleri ya da karşı devrimleri doğurur ve liderlerini yaratır ya da liderler koşulları zorlayarak erken doğum yaptırma becerisi gösterir ve devrimleri hayata geçirirler. Fikir henüz olgunlaşmamışsa ya da koşullar hazır değilse liderler gerekli dönüşümü sağlayamazlar; içinde bulunulan durum/koşullar hazır ancak lider hazır değilse başarısızlık kaçınılmazdır. Buna kısaca bağlam diyoruz. 

Yüz yıl önce meydana gelen Cumhuriyet devrimi ilk durumun örneğidir; cumhuriyet için hem önemli ölçüde koşullar uygundu hem de lider hazırdı. Bu yüzden devrimi başardı. 

Günümüze gelince… Yaygın kanı ardıllarının çapsızlığı yanında iç ve dış dinamiklerde meydana gelen değişime doğru tepki verilememesi yüzünden cumhuriyet kötürüm edildi ama yeniden doğum için her türlü koşul hazır olmasına rağmen lider yokluğu ya da mevcutların toplumla kurduğu bağın yetersizliği yüzünden cumhuriyetin ayakları üzerine dikilmesi gecikiyor… 

Atatürk sonrası cumhuriyet devrimlerinin aşındırılmasında her şeyi O’nun ölümüne ve ardıllarının beceriksizliğine bağlayan görüşlerin haklılığı olsa da bu görüşün gerçeği bütünüyle yansıttığı ve bilimsel olduğu kanısında değilim. Cumhuriyet için koşullar önemli ölçüde hazırdı ama yine de Mustafa Kemal’in özgün rolü olmasaydı 1920’lerde cumhuriyet kurulamazdı. Devrimi doğuran da, karşı devrimi besleyen de 1920’lerin bu bağlamıdır. 

DURUM / KOŞULLAR

Balkan Harbi öncesinden başlayarak imparatorluğun yaşayamayacağı belliydi. Balkan Harbi sonucunda bu gerçek iyice açığa çıktı. Arnavutların Müslüman olmalarına rağmen Osmanlı Devletinden ayrılmaları bunun somut verisini oluşturur. Birinci Dünya Savaşı’nın içinde ise Arapların ayrılma isteği tavan yapmıştı. Yıllar süren geçmiş Arap isyanları bir yana savaşın içinde bazı Araplar İngilizlerin emrine girdi ve Osmanlı Ordusuna karşı savaştı, geri bölgelerde sabotajlarda bulundu…
Savaşın sonrasında Milli Mücadele yürütülürken Padişah Vahdettin ve onun hükümetlerinin mücadeleye karşıt tutumu Saray’ın itibarını önemli ölçüde ortadan kaldırdı. 

Birinci Dünya Savaşı içinde Hilafet kurumunun değerinin olmadığı da, Padişah/Halife’nin yaptığı çağrıya verilmeyen cevap üzerinden anlaşıldı. 

LİDER

Cumhuriyet fikrinin Mustafa Kemal’in zihninde oldukça erken bir dönemde, muhtemelen Suriye görevi sonrası Selanik’te henüz kolağası iken tasarımladığını ileri sürmek eşyanın tabiatına uygun olur.
Bazı anılardan yola çıkıldığında ve kendi ifadelerine bakıldığında imparatorluğun yaşamayacağının bilincinde olduğunu ve gelecek tasarımı üzerine kafa yorduğunu anlıyoruz. 
Samsun’a çıkış öncesi İzmir’in Yunanlarca sürpriz işgali kendisi adına şans olmuş ve Amasya Bildirgesi için uygun meşruiyet kaynağı olmuştur. 

Mustafa Kemal’in koşulları dikkate alan gerçekçi stratejisi, koşulları değiştirmeyi amaçlayan cesareti, güçlü iradesi ve öngörüsü; İstanbul’u işgal eden İtilaf devletlerinin 16 Mart 1920’de Osmanlı Mebuslar Meclisi’ni basmaları ve bazı vekilleri Malta’ya sürmeleriyle devrimci adımlarını sürdürmesine basamak oluşturmuştur.
Ağustos 1920’de Hilafet ordusunun Mudurnu’da yenilgiye uğratılması, İstanbul’daki Saray’a rağmen Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaştırılması Mustafa Kemal’in liderliğini perçinleme olanağı vermiştir. 

BAĞLAM

Ülke işgalden kurtarılmış, sonrasında Lozan Konferansına İstanbul hükümetinin davet edilmesi Saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılmasına zemin hazırlamıştır. Mustafa Kemal’in Ankara’da Meclis’in başkanı sıfatı taşıması, bu sıfatın devlet başkanı anlamını taşımaması, devlet başkanlığı konusunda yeni bir yönetsel yapı kurma zorunluluğunu ortaya koymuştur.

Bu durum Mustafa Kemal’e cumhuriyeti kurma olanağı sunmuştur. O da cumhuriyeti yeni yönetim biçimi olarak benimsemiş, Meclis’te de benimsenmesini sağlamıştır.

Cumhuriyet ülkenin bağımsızlığını, halkın egemenliğini -doğduğu dönemin koşulları dikkate alındığında büyük bir demokrasi adımıdır- ve bireyin özgürlüğü ile eşitliğini kalıcı kılma arayışının kendisidir. 

Cumhuriyet rejiminin toprak reformunu gerçekleştirememesi, Köy Enstitülerini yaşatamaması gelişmenin önünü tıkamıştır. 1929 Ekonomik Buhranı, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisi büyük olmuş, 20 milyon nüfuslu bir tarım toplumunda, 6 yıl boyunca üretken erkeklerin yarıya yakınının askere alınması toplumsal refahı zayıflatmıştır. Savaş sonrası “kendisi olmaktan” cayma ve kaderini Batı’ya bağlama gayreti emperyalizmin içeriye sirayetini kolaylaştırmıştır. Önce sol-sağ kavgası, sonra Kürt ayrılıkçılığı ve gericilik…             

Yeşil Kuşak projesine uyum pahalıya mal olmuş, FETÖ’lere kapı aralamıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Soğuk Savaş nedeniyle Batılılarca sineye çekilmişse de, Demir Perde’nin yıkılmasıyla Ilımlı İslam projesi, darbelerin öncesindeki ve sonrasındaki gelişmeler yüzünden cumhuriyet giderek asli niteliklerinden uzaklaşmıştır. Karşı devrim de cumhuriyetin bütün kurumlarını kötürüm etmiştir. 

SONUÇ

19. Yüzyıl boyunca II. Mahmut’un çabalarının, Tanzimat ve Meşrutiyet deneyimlerinin sağladığı sosyal, siyasi, ekonomik birikim olmasa cumhuriyet 1923’te kurulamazdı. Ancak bu birikim, İlber Ortaylı’nın da vurguladığı gibi, III. Selim’in reform denemeleri başarılı olsaydı cumhuriyet için daha elverişli koşulları yaratmış olurdu. Bu yeterliliği tartışmalı durum bize şunu belirtme hakkı veriyor: Eğer Mustafa Kemal’in kafa yorduğu gelecek tasarımı ve Milli Mücadele başarısı olmasaydı, yüz yıllık birikime rağmen cumhuriyet kurulamazdı.

Yüz yıllık zemin ve liderin Milli Mücadele başarısı cumhuriyetin oturduğu nesnel zemine işaret etmektedir. Mustafa Kemal’in devrimci, dönüştürücü özelliği de öznel koşulları... Esasında söz konusu zeminin kısmi zayıflığı, liderin gücüyle telafi edilmiş ve cumhuriyet bu bağlamda kurulabilmiştir. 

Cumhuriyet devriminin karşı devrime dönüşmesini, kurucusunun ardıllarının yetersizliğine bağlı olarak açıklayan görüşler, içinde haklılık payı olmasına rağmen gerçeği bütün boyutlarıyla yansıtmaktan uzaktır.

Son olarak, “Bölge Kürtlerini Siyonist emperyalizmin pençesinden kurtarmak” olarak servis edilen yeni açılım, Türk kimliği ve laik yapıya dayalı Atatürk Cumhuriyetini yıkma; yerine de ne olacağı belli olmayan, belli ki sadece içteki sahiplerinin zaman kazanmasına hizmet edecek ve bizatihi dıştaki sahiplerinin yani emperyalizmin yürürlüğe koyduğu bir plandır.   
Cumhuriyeti ve devrimleri yaşatmak aslî görevdir. 

Günümüz milliyetçileri ve halkçıları, Türk kimliğine dayalı laik cumhuriyeti yeniden ayağa kaldırma sorumluluğuyla karşı karşıya bulunmaktadır. Cumhuriyet Bayramımız, bu bağlamda ve bu bilinçle kutlu olsun!