Tam herşey yoluna girdi, takım toparlandı, ‘Rota yeniden oluşturuldu’ derken bir şey oluyor ve Galatasaray’da ortalık karışıyor, huzurlar kaçıyor. Bu sütunlardan daha sorunlar ortaya çıkmadan ilgilileri uyarıyoruz ama dinleyen olmadığı gibi bu nedenle bizi eleştirenler bile oluyor. Buyurun işte, daha 6 ayı dolmamış, yeni göreve gelmiş Dursun Özbek yönetiminin 2. Başkanı Metin Öztürk ve futbol şube sorumlusu Abdullah Kavukçu aynı gün görevlerinden istifa ettiler. Olayların nasıl geliştiği, neler yaşandığı son iki gündür medyada en ince detayına kadar anlatıldı, tekrara düşmeye gerek yok. Bu işlerin buraya nasıl geldiğini yeri geldikçe paylaşacağım.
Görevde olan yönetim içinde sosyal medyada kendi yönetici arkadaşlarına karşı algı operasyonları yapan, birbirinin kuyusunu kazan yöneticiler olduğunu defalarca dile getirdik. Bu şekilde bir seçkiyle bir araya gelen insanlardan oluşan yönetimlerin uzun soluklu olması zaten beklenemezdi. Diğer yandan yönetim bilimi ve hayat tecrübesi ışığında bilinen kuraldır: bol keseden, liyakat gözetilmeden dağıtılan payeler gün gelir ciddi sorunlara neden olur. Galatasaray’da hasbelkader makam sahibi olanlar ile iş yapıp elini taşın altına koyanlar arasında bir sürtüşme olacağı çok önceden belliydi ama günü kurtarmak adına bu muhtemel çatışma ihtimali göz ardı edildi.
Bu soruna dikkat çekmek, Galatasaray’da yönetici tercihi kriterlerini irdelemek için temmuz ayı divan toplantısında 36 imzalı bir önerge verildi ve bu konunun eylül ayı divan kurulunda gündeme alınması talep edildi. Peki, ne oldu? Dursun Özbek ve divan başkanı, yönetimin fahri avukatı cübbeli Aykutalp Derkan, birlikte bu gündem maddesini sümen altı ettiler. O gün bu aymazlığa, oldu bittiye karşı hiçbir divan üyesi de çıkıp itiraz etmedi. Bakıyorum da şimdilerde yaşananlara herkes en üst perdeden veryansın ediyor. Komiksiniz arkadaşlar, hep geriden geliyorsunuz. Siz Galatasaraylı üyeler böyle umarsız davrandığınız sürece daha çok istenmeyen şeyler olur. Hiç ağlanıp sızlanmaya hakkınız yok. Birçoğunuz sıcak kahvesini yudumlayıp sosyal medyada eksik bilgi ve olmayan tecrübesiyle modaya uyup afili cümleler kurup like alma peşinde koştuğu sürece bunlar yaşanmaya devam edecek.
Ben Galatasaray yönetiminde Metin Öztürk’ün eksikliğinin bir sorun olacağını zannetmiyorum. Zaten kendisinin belli bir görevi, bir sorumluluğu da yoktu. Öyle ki can sıkıntısından lobi yapmak, dedikodu üretmek, kasılmak gibi aktiviteler geliştirdiği biliniyordu. Yani onun yokluğunun Galatasaray açısından bir kayıp olmayacağını ön görebiliriz. Öztürk’ün Galatasarayda bir geleceği yoktu zaten. Kendisine bunu uzun yıllar önce söylemiş biri olarak buradan bir kez daha rahatlıkla tekrar hatırlatıyorum. Boşa heveslenip kendisini paralamasın, camiayı da meşgul etmesin. Kulübe kasa kolaylığı olarak verdiği 1 milyon doları da tahsil edince onunla ilgili sayfa kapanmış olacak. Zaten o da bunu biliyor olacak ki bir süredir bu para karşılığı Mecidiyeköy Leo Rezidanstaki dairelerin tapusunu üzerine almak dışında bir mesai harcamıyordu.
Abdullah Kavukçu’nun ise bildiğimiz kadarıyla futbol şubesinde mesaisi ve Mağazacılık A.Ş.’de takip ettiği işler vardı. Galatasaray Cafe projesi yanında sermaye artırımı konularında da uygun ortam olursa faaliyetleri olması bekleniyordu. Bunun yanında sponsorluklar ve finans konularında da Dursun Özbek yönetiminde iş yapan az sayıda yönetici arasındaydı. Eksikliği bir süre kendini belli eder ama şüphesiz Galatasaray’da herkesin yeri doldurulur. Ama yerine gelecek arkadaşın özel uçağı olmazsa bir takım sıkıntılar yaşanabileceğini söyleyebilirim. Gelen gideni aratır mı? Onu da yaşayarak göreceğiz. İlerleyen süreçte Galatasaray tecrübesi ve futbol dünyasındaki ilişkileri sebebiyle yeni dönem TFF yönetimlerinde görev alabileceğini tahmin ediyorum.
Her daim tekrar ettiğim bir husus var. Başkan Dursun Özbek, Galatasaray yöneticiliği sürecinde sadece Galatasaray’ın maddi asetlerini tüketmiyor, aynı zamanda kısıtlı insan kaynaklarını da hoyratça eritiyor. Sahneye yeni yöneticiler çıkartmaktaki becerisi ile onları harcamaktaki mahareti arasında bir paradoks, bir yarış var. Başarılı olan kimseyi uzun süre yanında barındırmıyor. Yanında kalanların kendisine tehlike olmayacak düşük profilli yöneticiler sınıfından olduğu malum. Ondan sebep, meydan bana kaldı diye sevinen birtakım yönetici arkadaşlara bu hususu hassaten hatırlatırım.
Yaşanan bu çalkantılı dönemin bugün oynanacak Şampiyonlar Ligi'ndeki Stuttgart maçına olumsuz etki etmemesini temenni etmekle birlikte, bu istifaların futbol şubesinde bazı yorumcuların öteden beri dile getirdiği Bafetimbi Gomis-Cenk Ergün modeline geçişe olanak sağlayacağını da düşünebiliriz. Tabii bu senaryoda Mehmet Özbek ağırlığının da artacağını söylemek mümkün. Son tahlilde Mehmet Cibara 2. başkan olurken, eski genel sekreter Eray Yazgan da başkan yardımcılığı makamına kavuşur artık. Futbol şubesi de yönetici olarak ona bağlanınca, öteden beri planlanan tüm senaryo yerli yerine oturmuş olur. Ondan sonra kim tutar Galatasaray'ı!. Kim tutar Eray’ı, Can’ı, Ozan’ı…
Hoş, bu bahsettiğim yeni yapılanma her türlü ihtimalde Okan Buruk'un da işine yarar. Galatasaray başarılı olmaya devam ederse(dilerim eder), Buruk: ‘Kim gelirse gelsin, ben olduğum sürece sorun yok, başarının asıl sebebi benim.’ deme hakkına kavuşur. Aksi durumda, başarıdan uzaklaşma hâlinde ise ‘Kurulu düzeni bozdunuz, ben ne yapayım? Suç sizde.’ diyebilir.
Bu arada, yönetimdeki son istifa dalgası yaşanırken bir kişinin hakkını teslim etmem gerek. Serdar Güzelaydın, bu olacakları bana yaptığımız görüşmelerde üç aşağı beş yukarı çok önceden söylemişti. Serdar'ın, Galatasaray'daki eksikliğinin Özbek ve diğer yöneticiler arasında iletişim kopukluğu yarattığını düşünüyorum. Onun tüm yöneticilerle konuşup Dursun Özbek’e yönetim içindeki havayı aktarmasının önemi şimdilerde ortaya çıkıyor. Bunların dışında Serdar’ın off the record söylediği çok şey var, onları da gerçekleştiği zaman sizlerle paylaşırım.
‘Tavşana kaç, tazıya tut’ modeli olarak nitelendireceğim Dursun Özbek'in idare tarzıyla Galatasaray'ı yönetmek, bu son istifalarla artık imkânsız hâle gelmiştir. Bu köhne anlayış, sorunları ‘halının altına süpürmek’ olarak da adlandırılan ve artık iflas etmiş demode bir uygulamadır. Artık işlevselliği kalmamıştır ve halının altı dolmuştur. Dursun Özbek'in son tahlilde şark kurnazlığı yapıp istifaları kabul etmemek ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmek gibi bir düşüncesi var ise, bundan vazgeçmesini tavsiye ederim. Artık ok yaydan, söz ağızdan çıkmış, cam kavanoz kırılmıştır. Biz Japon olmadığımıza göre ‘kintsugi’ yaparak kırılan vazoyu altınla birleştiremez, yaşananları geçiştiremeyiz. (Kintsugi: Japon Wabi-sabi felsefesine göre kusurları, yaşanmışlığı ve nesnenin geçmişini gizlemek yerine onları onurlandırmayı, kırıkları birer hikaye olarak görüp objeyi eskisinden daha değerli kılmaya denir)
Hazır gelecek haftadan itibaren millî maçlar nedeniyle liglere ara verilecek iken ve önümüzdeki 75 günde Galatasaray'ın sadece Şampiyonlar Ligi'ndeki AEK maçı hariç İstanbul dışında maç oynamayacağını da düşünerek, Dursun Özbek'e tavsiyem acilen ve vakit kaybetmeden bir seçim kararı alması yönünde olacak. Görünen o ki bu yönetim modeli ve bu yönetici profiliyle Galatasaray'ın 2028 yılı Mayıs ayını görme ihtimali yok. Ortam ve takvim uygunken bu fırsatı değerlendirip yeni bir yönetimle görev süresini tamamlamasının tek yolu bir erken seçim.
Özbek'in kararı ne olursa olsun; ister erken seçim, ister kalan yöneticilerle kör topal yola devam. Bugünden sonra tüm bu olanların ve olacakların tek bir sorumlusu var o da Dursun Özbek. Galatasaray başkanı bugün öğrenci olsa ve öğretmeni onu sözlüye kaldırıp ‘Galatasaray'da yönetim modeli nasıl olmalı?’ diye sorsa, notu ne olurdu sizce? Ben söyleyeyim: Dursun Özbek ‘Otur, sıfır.’