Sokakta toplanan kalabalık, zina yaptığı iddia edilen bir kadını taşlamak (recm ederek öldürmek) için hazırlık yaparken o sırada oradan geçmekte olan Hz. İsa durumu fark eder ve toplananları durdurur. Kalabalık, Hz. İsa’ya ne yapmaları gerektiğini sorar. Bunun üzerine Hz. İsa onlara döner ve ‘Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın.’ der. Bu sözleri duyan insanlar kendi iç dünyalarına bakıp vicdan muhasebesi yaparlar. Biraz sonra da hepsi sessizce dağılır. Bu hikâye bize, başkalarını kolayca yargılayan ve cezalandırmak isteyen kişilerin önce kendi hatalarına ve günahlarına bakması gerektiğini anlatır.

Son günlerde Türkiye Futbol Federasyonu’nda yaşanan Merkez Hakem Komitesiyle ilgili skandallar ve devamında TFF Başkanı’nın koltuğunu kurtarmak ve gündemi değiştirmek için aceleyle bahis oynayan spor kulübü yöneticilerini disipline sevk etmesi bana yukarıda bahsettiğim hikâyeyi hatırlattı.

Bir süredir TFF’de, özellikle A Millî Futbol Takımı’nın Dünya Kupası başarısızlığının devamında, yönetim kurulu düzeyinde ortaya çıkan iki başlılık ve bu sebeple yaşanan skandallardan bahsediliyor; Başkan Hacıosmanoğlu ve vekili Mecnun Odyakmaz’ın bu derin çatlak sebebiyle Beylerbeyi ve Riva’da iki ayrı yönetim gibi birbirinden bağımsız çalıştıkları söyleniyordu. Öyle ki, bu nedenle UEFA ve FIFA’nın iki ayrı tarafın farklı politikaları sebebiyle yaşadığı rahatsızlığı Türkiye’deki devlet yetkililerine şikâyet ettikleri dahi konuşuluyordu. Bunun üzerine bir de Uluslar Kupası’nda oynanan son Fransa ve İtalya maçlarında alınan mağlubiyetler eklenince artık bu federasyon yönetimiyle yola devam etmenin imkânı kalmadığı ve bir anlamda düğmeye basıldığı anlaşılıyor.

Bundan bir süre önce Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un yönetimleri bu TFF yönetiminden şikâyetlerini üst makamlara ağız birliği etmişçesine iletmişti. Şikâyetler üzerine devlet yetkililerinin kulüplere cevaben ‘Bu TFF yönetimini siz seçtiniz, bize şikâyet etmeye hakkınız yok.’ dedikleri biliniyor. Hâl böyleyken gelinen noktada büyük yatırımlar yapılan futbol endüstrisinin kötü yönetim sebebiyle her geçen gün daha çok dibe doğru gittiğini gören üst aklın zorunlu olarak duruma müdahil olduğu anlaşılıyor. Belli ki millî maçlar sebebiyle yargı aşamasında bekleyen dosyalar, millî takımın artık başarı şansı kalmadığı için sırayla açılıyor, açılacak.

Kaynak olarak ekle

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, durumdan vazife çıkarmaya çalışan kimi kulüplerin yöneticileri, olgulara değil algılara bakmayı yeğleyip kendilerini bu ortamdan soyutlamaya çalışıyorlar. Bu TFF yönetimini her koşulda destekleyen, yabancı hakem, yabancı VAR hakemi isteyip bunu ve her istediklerini bu yönetime yaptıranlar şimdilerde üste çıkmak için en başta ellerine taş alıp TFF’yi recm etmeye çalışıyorlar.

Türkiye Futbol Federasyonu özelinde yaşanan fırtına içinde dikkat çeken bir gelişmeyi gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Uzun süredir son beş yılda bahis oynayan yönetici ve futbolcuların listesini elinde tutan TFF yönetimi şark kurnazlığı yaparak ‘Ben yanarsam hepinizi yakarım.’ deyip birden yüzlerce eski-yeni kulüp yöneticisini disipline sevk etti. Akılları sıra gündemi değiştirmeye, dikkatleri başka yöne çekmeye çalışıyorlardı.

Ancak alışkın olmadığımız bir şekilde, bahis oynayan yöneticiler listesinde adı geçen, 2021 yılında Galatasaray Sportif A.Ş.'de bağımsız yönetici olan ve şimdiki TFF’de yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Ural Aküzüm derhal istifa etti. Kendisini bu erdemli davranışı sebebiyle tebrik ediyorum. Gelen bilgiler, Ural’ın istifasından sonra hem TFF yönetim kurulundan hem de diğer kurullardan peş peşe istifaların geldiği-geleceği ve bu yönetimin artık göreve devam edemeyeceği yönünde. Anlaşılan, bundan sonra bu yönetimin görev süresinin sonu olan 2027 Haziran ayına kadar Türk futbolunu idare edecek yeni ve geçici bir TFF yönetimi seçilecek ve yola öyle devam edilecek.

TFF’de yaşananlar ve yakında olacaklar malum. Biraz da Galatasaray gündemine bakalım ve ilk olarak Avrupa Futbol Kulüpleri Birliği yönetimine seçilen Dursun Özbek’i tebrik edelim. Bu, Galatasaray ve Türk futbolu için olumlu bir gelişme. Ama en önemlisi, Özbek özelinde gelecek çarşamba günü yapılacak Divan Kurulunda ve 10 Ekim’deki Genel Kurulda alkışlanmak için iyi bir fırsat. İlk alkış bizden olsun.

Dursun Özbek, Faruk Süren, Fatih Altaylı, Ali Dürüst, Ahmet Yüce ve arkadaşları dün bir yemekte buluştular. Bu, haftalar öncesinden planlanan ancak ertelenen bir randevuydu. Bu yemekte Galatasaray’ın son durumu, özellikle kupalara gelen haciz konusu, mali tablolar, yönetimde yer alan ve adli soruşturmalarda adı geçen yöneticiler bağlamında duyulan rahatsızlıkların masaya yatırıldığı bir gündem vardı. Ben yemeğe katılanların ne konuştuğunu değil, sonrasında bunun kamuoyuna nasıl yansıtılacağını merak ediyorum. Özellikle Dursun Özbek’in tabii.

Haftanın en önemli gelişmesi ise Galatasaray Lisesinden son yıllarda mezun olmuş değişik devrelerden yaklaşık 150 genç kardeşimin Galatasaray Eğitim Vakfına ve Galatasaraylılar Derneğine verdikleri dilekçelerdeki talepleriydi. Bunlarla ilgili önümüzdeki günlerde detaylı bilgileri sizlerle paylaşacağım.

Uzun süredir yazılarımda, Galatasaray özelinde duyduğum, gördüğüm aksayan konuları irdeliyorum. Çoğu dostum olan yetkilileri, yöneticileri sert ama yol gösterici şekilde eleştiriyorum. Daha önceleri yüzlerine söylediğim şeyleri belki duyulursa düzeltirler düşüncesiyle artık çare kalmadığı için kamuoyu nezdinde sizlerle paylaşıyorum. Tüm bunları belli bir plan dâhilinde değil, öyle olması gerektiğini düşündüğüm için yazıya döküyorum.

Cervantes’in yazdığı, dünyanın en ünlü romanı Don Kişot’ta, büyük bir amaca ulaşmak için kahramanca, saf bir idealizmle mücadele eden, dünyadaki kötülüklere ve adaletsizliğe karşı iyi niyetle ve başarı şansı az olsa da savaşan bir şövalyenin maceraları anlatılır. Günümüzde insanlar yine bir Don Kişot’un meydana çıkıp yöneticileri recmetmesini bekliyor. Onlarsa sinemadaki seyirciler gibi, ellerinde patlamış mısırla, olan biteni seyretmek derdindeler.Anlaşılan o ki kimse kimseyle kötü olmak istemiyor. Herkes, birisi her işi halletsin, biz de sonra gidip boşalan koltuklara oturalım havasında. Bir diğer enteresanlık ise bugün yönetimi eleştirenlerin neredeyse tamamı herhangi bir göreve talip değil, hemen hepsi başkan olma hevesindeler. Ben böyle bir dönemi ilk defa görüyorum. Sevgili dostlar, Don Kişot ilk taşı atsa da devamını sizler atmalısınız. Böyle giderse ve siz de her şeyi böyle başkalarından beklerseniz yakında ne atılacak taş kalır ne de Don Kişot.