Sevgili okuyucularım, gazeteci arkadaşımız Can Dündar’ın, 17 Aralık vurgunları soruşturmasını başlatan savcı Celal Kara ile yapmış olduğu söyleşiyi (yazı dizisini) okumayı sürdürüyorum.
Rüşvet ve yolsuzluk olaylarına karışan bakan beylerin, oğullarının, İranlı Reza’nın ve bazı kamu görevlilerinin marifetlerini epeyce öğrenmiştik.
O kamu görevlilerinden biri de Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan idi.
Evi savcılık emriyle polisler tarafından basıldığında ayakkabı kutuları içerisinde rüşvet karşılığı olduğu iddia edilen yüklü paralar ele geçirilmişti.
Rakamları herhalde unutmuşsunuzdur.
Baskınlar sonrasında hükümet tarafından açığa alınan savcı Celal Kara bu olaydaki rakamları veriyor. Aynen onun sözlerinden aktarıyorum:
- 2 milyon 455 bin dolar.
- 2 milyon 525 bin Euro.
- 520 bin TL.
- 990 sterlin.
Savcı şöyle diyor:
“Bunlar kitaplıkta, ayakkabı kutularında, banyodaki dolapta ve lifte ele geçiyor. Eğer yardım parası ise banyodaki lifin içinde 50 bin doların işi ne? Koyacak çanta bulamadın mı? Evine getirilene kadar takip ettiğimiz rüşvet kurye ile teslim edilince niye eşin sevindirik olup ‘Yeşiller geldi’ diye seviniyor?
Bu külliyetli miktar eğer yardım parası ise neden güvensiz olan evin yerine bankadaki bir kasada emaneten saklamıyorsun?
İnsan aklıyla alay eden gerekçeler!
Kamera kayıtlarında alırken tespit ettiğimiz parayı gidip evinde buluyoruz, utanmadan ‘Savcım, biz bunun yardım parası olduğuna sizi ikna edemedik galiba’ diyor. Nesini edeceksin yaaa!..”

* * * *

Peki bu yardım parası masalı nedir?
Halkbank Genel Müdürü, evinde bu paralar bulununca kendisini “Bunlar rüşvet değil yardım parasıdır. Çorum’da imam hatip lisesi yaptıracaktık, Balkanlar’da bir üniversite kuracaktık” diye savunmaya çalışmıştı!
Peki bunca olay sonrasında ne oldu?
Soruşturma emrini verip rüşvet ve yolsuzlukları belgeleyen savcılarla birlikte operasyonlarda görev alan tüm polisler gözaltına alındı.
Savcılara işten el çektirildi, çok sayıda polis tutuklandı.
O savcılar gidince, yeni atanan savcı bütün şüpheliler için -bakan beylerin çocukları ve genel müdür Süleyman dahil- takipsizlik kararı verdi.
Tutuklananlar derhal serbest bırakıldı.
Meclis’teki kelle çoğunluğu onları AK’ladı.
El konulan paraların şüphelilere faiziyle birlikte ödenmesine karar verildi.

* * * *

Halkbank bir devlet bankası. Devletin Ziraat ve Vakıfbank’la birlikte üç bankasından biri.
Onun Süleyman Aslan isimli Genel Müdürü!..
Böylesine büyük miktarda paraları bankada tutmuyor, evinde saklıyor.
Ayakkabı kutuları, banyodaki dolap ve ayrıca 50 bin dolar da savcı Celal Kara’nın söylediğine göre banyoda yıkanma lifinin içinde!
Allah korusun eve hırsız girip paraları yürütse ya da Süleyman duşa girdiğinde lifte sakladığı paraları unutup onunla yıkansa ve paralar da kendisiyle birlikte yıkanıp suyu çekse!..
O zaman yandaşlar diyecekti ki: “Süleyman bir bahane bulup bizim helal paraları (!) iç etti...”
Bırakın genel müdür olmayı, böyle bir şahıs herhangi bir bankanın temizlik görevlisi, aşçı yamağı, aday memuru bile olamaz.
Bu olaylara adı karışan İran’ lıyı, bakan beyleri ve çocuklarını çok yazdık da, bu seçmece genel müdürün olayını bugün bir kez daha anımsatayım dedim!..

Ve Yunanistan


Komşumuzun yeni başbakanı Aleksis Çipras, kurduğu hükümete yolsuzlukla mücadele bakanı atamak zorunda kaldı... Çünkü Yunanistan’da rüşvet ve yolsuzluk bol...
AB’nin verdiği sonsuz yardım paralarının yarısını rüşvet ve yolsuzlukla iç ettiler.
Türkiye’de bir yolsuzluk bakanlığı kurulsa ve başına adam gibi biri getirilse, iktidar da kendisine destek olsa, inanın başını kaşıyacak zaman bulamaz...
Zira bizdeki rüşvet ve yolsuzluklar Yunanistan’la bire bir yarışmakla kalmaz, onlara fark atar.

* * * *

Bizim yandaş-yalaka medya derseniz ayrı bir alem!.. Gazetelerinden birinin dünkü Yunanistan manşeti ve altındaki haber aynen şöyleydi:
“Modeli AK Parti.
Syriza’nın Yunanistan’da estirdiği devrim rüzgarına Türkiye yabancı değil. 2002 yılında AK Parti halka umut kapısı açtığında Yunanistan’da onu takip eden biri vardı:
Aleksis Çipras.
Geçen yıl Atina’da Davutoğlu’na ‘Sizin ülkenizde 13 yıldır yaptıklarınızı takdirle karşılıyoruz. Aynısını biz de yapmak istiyoruz’ demişti.”
Meğer o da AKP hayranı imiş!
İyi ki “Siz gelip bizi de yönetin” dememiş.

* * * *

Yunanistan’da seçim kazanan keskin solcu, kravatsız, bir kadınla evli olmadan birlikte yaşayan, yemin töreninde İncil’e el basmayı reddeden bir başbakan, meğer bizim din tüccarlarını ve her türlü yolsuzluğa göz yumanları kendisine örnek alıyormuş!
Buna beş yaşındaki çocuklar bile güler.
İktidarın propaganda mekanizması işte böyle çalışıyor!
Kendi çıkarları için sinekten yağ çıkarmaktan utanmayanlar şimdi Yunanistan’ın yeni başbakanından medet umuyor, övgüler düzüyor!