Siyasi hicvi (siyası hiciv yapılabilen yıllarda) televizyona taşıyan isim olmuştur.
Ama şimdilerde kendisinden tatsız haberler alıyoruz.
Adını bile anmak istemediğimiz o korkunç hastalık gelmiş başına.
Dün Ayşe Arman’a verdiği röportajı karmaşık duygularla okudum. Çok zeki ve çok şey görmüş yaşamış ama yorulmuş bir insanın cümleleriyle konuşuyordu.
E haklı olarak ciddi bir iç hesaplaşma yaşıyor.
İktidarın muhalif sanatçıya yaptığı baskıları da büyük bir kalp kırıklığı ile anlatıyor.
Tabii işin bir de Oya Başar boyutu var. Levent Kırca hep Oya Başar ile birlikte var oldu. İşlerini de hayatlarını da paylaştılar yıllar yılı. Rahatsızlandığı haberi ilk kez çıktığında başucunda Oya Başar’ın olduğu haberi yazıldı.
Sonra Levent Kırca hayatındaki kadını koruyan ama Oya Başar’ı da yerle yeksan eden bir açıklama yaptı.
Dün yayınlanan röportajında bu konuyu açık açık anlatmış. Dediğine göre Oya Başar, oğulları aracılığıyla basının kendisini çok sıkıştırdığını söyleyip basına ne söylemesi gerektiğini sormuş. Ve meğerse “Levent’in başucundan ayrılmıyoruz” lafının aksine birbirlerini çok uzun süredir görmemişler.
E yazık tabi. İnsanın içi acıyor Kırca’nın fotoğraflarına bakınca. Ve o açıklamaları okuyan birçok kadın gibi benim de kafamdan benzer sorular geçiyor.
En baskın olanı ise başlıkta sorduğum. Ama bu sorunun cevabı iki konuşmaya bakılarak verilebilecek kolaylıkta değil.
Boşanma dönemlerinde basına yansıyanlar hariç aralarında yaşananları bilmiyoruz. Asla da bilemeyiz.
Oya Başar çok kırılmış hatta eski eşinden nefret eder hale gelmiş olabilir.
Bir sürü çirkin şey yaşanmış olabilir. Uzaktan bakıp karar vermek bana çok adilce gelmiyor.
Bazen biri karşısındakini insani bağı kalmayacak şekilde kırabiliyor.
Oya Hanım da bunu yaşıyor olabilir.
Bize düşen uzaktan fikir yürütmek yerine Levent Kırca’ya geçmiş olsun deyip iyi dualarımızı esirgememek. Oya Başar’ı eleştirecek tek şey, eğer gerçekten söylediyse eski eşini görmediği halde “Başından ayrılmıyoruz” demiş olmasıdır.
Bu da artık muhtemelen Allah’la kendi arasında bir iç hesaplaşmanın konusu olacaktır. İki insan arasında dünyanın tüm duyguları yaşanabilir. Normaldir.
Ünlü oldukları için birbirlerini istemedikleri halde görmek zorunda değiller.
Allah üçünün de yardımcısı olsun...
Bu kirli bir rant savaşı
Sözde muhafazakarlar, sözde Osmanlı’ya ve geride bıraktıklarına özel değer veriyor. Ama İstanbul’un tarihi mirasını dur durak bilmeden ranta, betona ve müteahhite kurban ediyorlar. Dün yine korkunç bir haber vardı Cumhuriyet Gazetesi’nde. Bu habere göre İstanbul’un güzeller güzeli Tarihi Yarımadası korkunç bir belediye kararı yüzünden yeni bir katliama karşı korumasız kaldı.
AKP’li Fatih Belediyesi aldığı bir kararla 2. ve 3. derece tarihi eserler, bu eserlerin bitişik ve karşı parsellerindeki yapılaşma için koruma kurulları devre dışı bırakılarak ilçe belediyesini yetkili kıldı. Bu karar, bölgeyle ilgili ciddi bir mahkeme sürerken alınmış çok talihsiz bir karar.

Koruma kurulları zaten uzunca bir süredir koruma dışında her türlü işi yapıyordu. Ama iyi kötü muhalif görüşleri duyabildiğimiz, kamuoyu kararı oluşturabildiğimiz kurullar biraz da olsa denetim mekanizmasını çalıştırabiliyordu. Şimdi ise belediyelere yakın müteahhitlerin her türlü işini kolayca bitirebildiği, tek doğrunun rant ve beton olduğu bir ülkede bu durum artık kirli bir savaşın görüntüsü gibi.
İşin korkuncu, korunmak istenen alanlara karşı Kültür ve Turizm Bakanlığı, Büyükşehir Belediyesi ve Fatih Belediyesi’nin birlikte karşı çıktığı bir dava görüşülürken bu kararın alınması.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bile ranttan, betondan yana. Şimdi Belediye aldı sazı eline. Her yere beton dökecekler ve içleri rahatlayacak... Ne beton aşkıymış be arkadaş!