Sevgili okurlarım, Ramazan ayı Türkiye’de din ticaretinin ve din sömürüsünün zirve yaptığı 30 günlük bir süreçtir. Ramazan ayrıca siyasetçilerin oy toplama, yalan söyleme ve Allah’ı kandırma sürecinin en yoğun olduğu aydır.
Dün medyada izlemişsinizdir.
Çalışma Bakanı olan Vedat Işıkhan isimli şahıs bu konuda ilk işaret fişeğini patlattı ve bize güzel bir örnek sundu!
Elazığ’da bir eve gidip iftar konuğu olmuştu.
Aslında, aynı anda bu gibi daha nice olaylar oluyordu ama bu Bakan Bey medyaya yansıyan ilk örneği oluşturdu.
En önde evin kadınlı erkekli, küçük çocukların da dahil olduğu mütevazı bir ev...
Sofra kurulmuş, Bakan Bey dahil herkes yere çökmüş durumda.
Yani sofra masaya değil, yere kurulmuş.
Bakan Bey’in yanında kravatlı takım elbiseli bazı tipler. Onlar Bakanlık bürokratları olabilir.
Ama hadisenin başka bir boyutu var ki çok önemli... Çalışma Bakanı olan şahıs hemen arkasına 2 metrelik bir afiş astırmış.
Bu ucuz yöntemle aklı sıra parti propagandası yapıyor!
Afişte Recep Tayyip’in kocaman bir fotoğrafı ile birlikte sözleri yazılı.
“Niyetimiz (yani orucumuz) bir, inancımız bir, yolumuz bir!”
★★★
Sofradaki yemek listesi şöyle:
“Mercimek çorbası, döner, pilav, salata, ayran ve meyve.
Ramazan boyu sürecek olan bu iftar şovlarının genelde bir tek amacı vardır. Sofra masaya değil, illaki yere kurulacak.
İkinci aşama bu yer sofrası kimin evinde nasıl kurulacak!
Sayın devlet büyüklerimiz önce kendilerini sözüm ona konuk edecek aileyi araştırmaya başlar.
İl ve ilçe örgütlerinden güvenilir partililerin isimleri sorulur. Ancak bu da yetmez, gidilecek aile için ne olur ne olmaz diye ayrıca bir de güvenlik araştırması yapılır. Aile belirlenince kendilerine haber salınır.
“Sayın devlet büyüğümüz Ramazan ayının falanca akşamında evinize gelip iftar açacaktır. Yemekler tarafımızdan sağlanacak ve yer sofrasında yenecektir tamam mı?”
Elbette herkes razıdır, kimse hayır diyemez.
★★★
Artık her şey hazırdır. Devlet büyüğümüz gidilecek evin çocuklarına örtülü ödenek parasıyla hediyeler alır, ayrıca tatlı falan götürülür.
Bu arada evde eğer yer sofrası takımları yoksa, bu teşkilat da çabucak bir yerlerden temin edilip eve götürülür.
Artık her şey hazırdır.
Bakan Bey propaganda afişini eve gönderir, hemen arkasındaki duvara astırır.
Sonra konuklar ve ev sahipleri yere diz çöker veya bağdaş kurarlar ama bu arada birtakım sesler yükselir...
“Off, hamlamışız yani. Bacaklarım bükülmüyor. Acıdı valla bacaklarım...”
Hemen ardından ev sahipleri, getirilen yemeklere yumulur.
Siyasetçi takımı ise birkaç lokma yiyip izin ister... Çünkü onların karnı toktur, veya hemen ardından başka bir iftar programına katılmaları gerekmektedir!
★★★
Bu iktidar döneminde 23. Ramazan’ı idrak ediyoruz. Bu kutsal ayın en önemli aktörlerinden biri hiç kuşkunuz olmasın ki her zaman Recep Tayyip’tir.
Şunun şurasında daha birkaç gün oldu ama Recep Tayyip iftar sezonunu açtı bile. Her akşam bir iftar nutku atmayı başarıyla sürdürüyor!
Geçmişte o da evlerde düzenlenen bu göstermelik iftar şovlarına katılır ve orucunu vatandaş evlerinde kurdurduğu yer sofralarında eşiyle birlikte açardı. Burada benim aklımın almadığı bir şey var...
24 saat boyunca bütün yemeklerini masada yiyen bu insanların evlerinde niçin siyasetçiler gelecek diye yer sofrası kurdurulur?
Bu insanlar niçin yere çökmeye zorlanır, yoksa bunun ayrıca bizim bilmediğimiz büyük bir sevabı mı var?
Neyse, şimdi görelim bakalım Recep Tayyip’in nasıl, nerede ve ne zaman hangi vatandaşın evinde yere çökeceğini!
★★★
Sevgili okurlarım, bu gibi komediler bana nedense hep rahmetli Osman Bölükbaşı’yı anımsatır. Muhteşem bir siyasetçi idi. Partisi koalisyon dönemlerinde iktidar ortağı olur ama Bölükbaşı bakan olmayı her seferinde reddederdi.
Sağ görüşlü bir siyasetçiydi ama memleketin kanını emen yobaz güruhuna her zaman karşı çıkardı. Atatürk onu Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne matematik tahsili için göndermiş, Bölükbaşı eğitimini bitirip memlekete dönünce matematiği falan bırakıp siyasete atılmıştı.
Bana bir gün söylediği şu sözleri hiç unutmadım:
“Siyasi hayatım boyunca bu memleketteki bütün sektörleri tetkik ettim. Gördüm ki en kârlı olan din ticareti ve din sömürüsüdür.”