Rahmetli dayımın dükkanında çıraklık zamanlarıydı. Buzdolaplarının kalbi olan arızalı ekovat kompresörlerini çöpe atmadan, yenilemenin formülünü bulmuştuk. Bozulanlar İzmir ve Ege Bölgesi’nden geliyor, biz sanayi sitesine götürüp tornada kaynaklı yerinden güzelce açtırıyorduk. İçinde bir motor ve yağ vardır. Motoru, bobincide yeniden sardırıp yağını tamamlıyor, ekovatı kaynakla kapatıyor, tornacıda tesviye ettirip boyuyor, test edip postalıyorduk.
Buzdolabı arızalanan biri, misal ekovatın yenisine 150 lira ödeyecekse, bizim yöntemle 25 liraya hallediyordu!
Çeşmen mi bozuldu, çeşmeci tamir ediyordu. Ayakkabın yandan su mu alıyor, tamir ediliyordu. Doktorlar bile güzelce tamir ediyordu insanları! İzmir’de siyah çantalarıyla zengin-fakir demeden eve gelip hastayı dinliyor, muayene edip reçete yazıyordu.
Bunlar Kanuni Sultan Süleyman döneminde olmadı! AKP iktidarından az önceydi!
Hızla değişti işler...
***
Dev şirkette o gün önemli bir toplantı vardı. Patron da oradaydı!
Altlarında makam araçları, özel şoförleri, sekreterleri, koca koca odaları olan tüm tepe yöneticileri oval masanın çevresinde, üzerinde çalışılmış dosyalarlarla tek tek izah ettiler. Uzun süren toplantı sonunda patron sordu: Peki daha iyi bir yere gelmek için çözümünüz ne?
Hepsinden daha fazla maaş alan CEO kısa ve öz konuştu: Ürünlerimize zam yapalım!
Masadakiler başlarını salladı, süper fikirdi...
CEOcum, ‘zam yapalım’ demek için CEO mu olmak gerekir diye sordu mu patron, bilmiyorum!
***
Sözde 84 milyonuz, sözde Almanya’da buzdan jeton yapıp Türkiye’deki amcaoğlu ile bedava konuşmayı keşfeden uyanıklardanız; biz, seçtiğimiz CEO’ya, “Zam yapmak için CEO mu olmak gerekir kardeşim? Senin başka bir formülün yok mu?” demiyoruz mesela!
Masraflarını ödediğimiz, koruma ve eskort konvoylarıyla, siyah kuğu gibi makam araçlarıyla, sirenler eşliğinde sıkışık trafiği yara yara gelmiş bakanlar, atanmışlar... Önlerinde kalın kalın dosyalarla hazırlar. Tek bir kişinin ‘başa’ oturacağı şekilde düzenlenmiş, ortası açık dev oval masanın etrafında bekliyorlar.
Türkiye’de patron milletse, onun seçip yetki verdiği bir bakıma CEO olan Cumhurbaşkanı salona teşrif ediyor, yerine oturuyor. 4.5 saat falan süren toplantı bittikten sonra öğreniyoruz ki...
Akaryakıta zam gelmiş. Elektriğe yüzde 50 zam gelmiş. Doğalgaza okkalı zam gelmiş. Köprüye, otoyola, tünele zam gelmiş. İğneden ipliğe her şeyin vergisine doğrudan zam gelmiş. Verginin vergisine bile zam yapılmış. Oturdun kalktın, baktın denilerek dolaylı vergiler gelmiş, onlara da zam gelmiş. Hatta maaşlardan kesilen vergilere bile zam gelmiş!
Aradan biraz zaman geçiyor, dev oval masanın etrafında yeniden toplanıyorlar... Dosyalar, 3,5 saat konuşmalar falan filan...
Elektrik üretilen yerlerde kullanılan doğalgaza yüzde 50 zam, evlerde kullanılan doğalgaza yüzde 35 zam... Elektriğe yüzde 20 zam... Şekere yüzde 31 zam... Bunlara gelince zaten, geri kalan her şeye yine yeniden zam!
***
Özbekistan ziyaretinden dönerken teyyaredeki seçilmiş medya erbabına pek özel açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı, “Kılıçdaroğlu vergi memuru, ama ben ekonomistim! Aramızdaki fark bu” demiş.
Sizi bilmem ama, 84 milyon patron yurttaştan biri olarak dayanamayıp memleketin CEO’suna soruyorum... Başka formülünüz yok mu? Zam yapmak için ekonomist olmaya ne gerek var ki!
Zam ekonomisi!