Reklamsız Sözcü

‘Uzun yaşamak istiyorsanız kaplumbağa gibi olun’

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, kaplumbağa örneğini kullanarak uzun yaşamakla ilgili önemli bir bilgi paylaştı.

17:5014 Ekim 2017
‘Uzun yaşamak istiyorsanız kaplumbağa gibi olun’
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, kaplumbağa örneğini kullanarak uzun yaşamakla ilgili önemli bir bilgi paylaştı.

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından düzenlenen 19. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi'nde konuşan konuşan Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, kaplumbağayı örnek alarak yaşamak gerektiğini belirtti. Peki ama nasıl?

KÖPEKLER VE KAPLUMBAĞALAR ARASINDAKİ FARK

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, istirahat halindeki bir kişinin nabzının 80'i geçmesi durumunda büyük risk altında olduğuna dikkat çekti. Kişilerdeki nabız yüksekliğinin hayati önem taşıdığına işaret eden Güler, “Kalbin belirli bir atım sayısı var. Bunu ne kadar uzun süreye yayarsanız o kadar uzun yaşarsınız. Kalbi az atan hayvanlar çok yaşar, mesela kaplumbağa. Ama hızlı yaşayan bir hayvan olarak köpeğin kalbi devamlı alert durumundadır. Sonuç olarak bu nedenle ölümler oluyor. Bazı karşı görüşler, 100 metreyi çok kısa sürede koşan atletlerin neden uzun yaşadıklarını soruyor. Kalpleri 120, 130, 140 atıyor. Sonuç olarak bunların niye uzun yaşıyor diyorlar. Onun kalbi o işi yaparken 120 atıyor. Durduğu anda kalbi 36. Kadın, erkek ayırmaksızın istirahat halinde nabız sayısı 80'i geçiyorsa bu büyük bir risk faktörü” dedi.

Prof. Dr. Kerim Güler, uzun yaşamak konusunda kaplumbağaları örnek almak gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Kerim Güler, uzun yaşamak konusunda kaplumbağaları örnek almak gerektiğini söyledi.

Kişilerin böyle durumda sağlıklarını etkileyen risk faktörlerini gözden geçirmesi gerektiğini söyleyen Güler, “Vücut organlarının belirli bir kapasitesi var. Örneğin benim pankreasımın kapsitesi belli. Bunu idareli kullananlar çok yaşıyor. Yürüyerek, spor yaparak yaşam tarzımızla kapasiteyi yükseltebiliriz” diye konuştu.

VÜCUDUMUZDA İKİ KİLO MİKROP VAR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal ise, insan vücudunda 2 kilonun üzerinde mikrop olduğunu belirterek, bunların çoğunluğunun kalın bağırsakta olduğunu söyledi. Probiyotiklerin gün gittikçe önem kazandığına değinen Prof. Dr. Ünal, “Bunlar, vücuda verildiği zaman ilgili problemin iyileşmesine yardımcı olacak canlı mikroorganizmalar. En çarpıcısı insan vücudunda 10 üzeri 12 tane hücre var. 10 üzeri 13 tane de mikrop var. Tüm ağırlığımızın 2 kilosu belki 2 kilodan fazlası mikroplardan oluşuyor. Ağzımızda, gözümüzde, cildimizde her yerde var ama esas kolonda. Kolonun saf ağırlığının yüzde 70-75'i mikroplardan oluşuyor. Bunlar faydalı mikrop dediğimiz yaşamımız için gerekli olan mikroplar ve bunların bir dengesi var. Doğumdan itibaren vajinal kanaldan geçerek bulaşan mikroplanma belirli yaşlarda belirli mikrop gruplarıyla bir dengeye giriyor. Bu dengenin bozuk olduğu durumların da çocukluktan itibaren bazı hastalıklarla ilişkili olduğu ortaya kondu. Bunların başında da obezite var” ifadelerini kullandı.

DEMİR EKSİKLİĞİ KANSER İLE İLİŞKİLİ

Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Özer ise anemi hastalığıyla ilgili bilgiler paylaştı. Demir eksikliğinden kaynaklanan anemi hastalarında mutlak surette hastalığın altında yatan sebebin bulunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Özer, “Bir hastada demir eksikliğine bağlı kansızlık varsa, sebebini bulmadan tedavi yöntemine girmek yanlış. Demir eksikliği anemisinde temel neden mide barsak sisteminden kan kaybı ya da barsaklardan demir emilim kusuru olmasıdır. Onun içindir ki demir eksikliği saptanan her bireyde tedaviye başlanmadan önce bu eksikliği yapan sebebin bulunması son derece önemlidir. Demir eksikliği olan bireylerin yüzde 4-5'inde neden mide barsak sisteminde kanser varlığıdır. Onun için tedavi öncesi bunun değerlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

ÜRİK ASİT YÜKSEKSE GUT İHTİMALİ ARTIYOR

Gut hastalığına değinen Prof. Dr. İhsan Ertenli ise, vücuttaki ürik asitin yol açtığı olumlu ve olumsuz faktörleri anlattı. Prof. Dr. Ertenli, “Et protoin mekanizmasının son ürünü vücudumuzdaki ürik asit. Ürik asit çok enterasan bir molekül. Fazla olması halinde gut hastalığı meydana geliyor. Ürik asitimiz ne kadar yüksekse seneler içerisinde gut ihtimali o kadar artıyor. Ürik asit vücudumuzda depolanıyor, seneler içerisinde de gut dediğimiz bir tabloyu oluşturuyor. Akut gut atağı sırasında hastaların yüzde 30'unda ürik asit düzeyinin normal oluyor. Dolayısıyla ürik asit normalkende gut atağının olabileceğini bilmemiz lazım” dedi.

Ürik asitle ilgili son yıllarda önemli gelişmeler olduğunu ifade eden Ertenli, şunları söyledi:
“Kardiyovasküler hastalıklar arasında önemli bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Gutlu hastalarda kardiyovasküler mortalite artışı, hiperürisemi-hipertansiyon ilişkisi ve ürik asit düşürücü tedavi ile kan basıncında düşme bu ilişkinin yoğun araştırılan başlıklarıdır. USG ve DECT gibi yeni tanı yöntemleri ile dokularda ürik asit birikiminin asemptomatik dönemde de olduğunun gösterilmesi ve yeni ilaç çalışmaları ile gut ve hiperürisemi tedavisinde önemli değişiklikler ortaya çıktı.”

BEHÇET HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELER?

Behçet hastalığına değinen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kiraz da, hastalığın en çok Türkiye ve Japonya'da görüldüğüne işaret ederek, “Behçet hastalığı, sebebi bilinmeyen, tekrarlayan ağızda ve cinsel bölgede yaralar, deri, göz, eklem, damar ve sinir sistemi tutulumuyla seyreden iltihaplı bir romatizma hastalığıdır. 1937 yılında Türk hekimi Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. Hastalık en sık 20-30'lu yaşlarda ve her iki cinste de eşit oranlarda görülür; ancak hastalık erkeklerde daha şiddetli seyreder” dedi.

Hastalığın belirtilerini “ağız içinde ortası çukur ve beyaz, etrafı kırmızı ağrılı aftöz yaralar hastalarının tamamında görülür. Cinsel bölgede, ağızdaki yaralara benzer, ağrılı, iyileşirken iz bırakabilen, yaralara neden olabilir. Gözlerde kızarıklık, ağrı, görme bulanıklığı ile başlayan üveit diye tabir edilen, tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabilen iltihaplanmaya neden olabilir. Deride sivilce benzeri lezyonlar ya da eritema nodozum denilen, deriden kabarık, fındık/ceviz büyüklüğünde, ağrılı, kızarık şişliklerde neden olabilir. Behçet hastalığı bunların dışında; diz ve ayak bileği gibi eklemlerde şişlik, bacak toplardamarlarında tıkanıklık, beyin, sindirim sistemi ve akciğer gibi organlarda hayatı tehdit edici tutulumlar yapabilir” şeklinde tanımlayan Kiraz, tedavide ise deri ve eklem bulgularına krem ve pomatlar, kolşisin, düşük doz steroidler, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar kullanılabileceğini, ciddi durumlarda ise yüksek doz steroid ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçların faydalı olacağını belirtti.

DİYABET ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek de diyabet hastalığının çığ gibi büyüdüğünü ve bu yüzden tedavi edilemediğini söyledi. Fazla gıda tüketiminin diyabete yol açtığını belirten Prof. Dr. Tükek, tedavi olarak kişilerin yaşam tarzı ve beslenmesini düzene sokması gerektiğini ifade etti.

İHA

Son güncelleme: 14:1813.11.2017
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp