Buyurun antik sofraya

Antik dönemin yeme içme alışkanlıklarını merak ettiğiniz olur mu hiç? Ben bu konuda ne bulursam okurum. Şölenleri, bu şölenlerde neler yendiğini, bugünkü şaraplara hiç benzemeyen şarapların nasıl yapıldığını, o dönemin yeme-içme eleştirmenlerini, sokak satıcılarını… Velhasıl antik çağdaki beslenme konularına kafayı takmış vaziyetteyim.
Belgelere bakılırsa ekmek o dönemde de başlıca yiyecekti. Yunanlılar arpa, Romalılar buğday ekmeğine rağbet ederlerdi. İtalya’da, başta Roma olmak üzere, bir çok kentte ekmek bedava dağıtılıyordu.

*Zenginlerin şölenleri de ekmekle başlardı. M.Ö 400 yıllarında yaşayan varlıklı Yunanlılar için günün tek ana öğünü, akşamın erken saatlerinde başlardı. Bir erkeğin akşam yemeği davetinde karısı ve çocukları asla görünmezlerdi. Konukların da eşleriyle gelmeleri beklenmezdi.

Yemek taze meyve, kabuklu deniz hayvanları, kızarmış kuşlar, tuzlu mersin balığı, etli mezeler gibi başlangıç yemekleriyle başlardı. Daha sonra taze balıklar, kuzu veya oğlak yanisi ve kebaplarla sona ererdi. Daha sonra yemek artıklarıyla dolu masalar kaldırılır, temiz masalarla birlikte tatlılar ve şarap servisi yapılırdı.

*İmparatorluk Roması’nda evlerde yangın korkusundan pek yemek pişmezdi. Onun için sokak satıcıları oldukça iyi iş yaparlardı. Sokak tezgahlarında pastalar, tatlılar, şekerli ve baharatlı şaraplar, sıcak sosisler, mısır lapası, kebaplar ve her türlü et yemekleri satılmaktaydı.
Plinius, Giritlilerin ünlü kuru üzüm şarabını nasıl yaptıklarını şöyle anlatıyordu: “Kimileri bu şarabı erken olgunlaşan beyaz üzümden yapardı. Salkımlar, iyice güneşte kurutulur, sonra dikkatle şırası çıkartılırdı. Daha hamarat olanlar ise kurumuş üzümleri tane tane toplar, sapsız olarak saf şaraba yatırıp şişmelerini beklerlerdi. Daha sonra bu üzümleri sıkarlardı. Bu usül hepsinden iyi sayılırdı.”

*Antik Yunan ve Roma Mutfağı’nın baskın tatları, bal, sirke, mayalanmış balık sosu (Garum), bol miktarda taze ve kuru ot ve baharattı. Antik dönem mutfağının sırrı, tatlılığı acılıkla, ekşilikle ve alışılmamış tatlarla dengelemekti.

*Yemek başlangıcında servis edilen iştah açıcı tatlı içki “Mulsum” u yapmak için şarap ile bal karıştırılırdı. Ünlü tarihçi Homeros, Odysseus’ta, tatlı şarabın özünü yirmi pay suyla karıştırmak gerektiğini vurguluyordu. Homeros’tan öğrendiğimize göre o çağın şarabı, “Kara renkli ve ateş gibiydi.”

*M.Ö 350 yılında yaşayan Sicilyalı yazar Archestratus, yazılarının birinde şöyle bir Çipura balığı tarifi veriyordu? ” Önce balığı bir güzel yıka. Bedeni yuvarlak bir kalkan büyüklüğünde, epeyce iri olanını Byzantion’da bulabilirsin. Balığı bütün olarak şu şekilde yap: Balığın her tarafını peynir ve yağla iyice kapladıktan sonra, onu kızgın bir kil fırının içine as ve güzelce pişir. Kimyon, ovalanmış tuz serp. Balığı tanrısal sıvıyla iyice ıslat.”

*Zeytin, tüm antik çağda meze ve çeşni olarak tüketilmiştir. Klasik uygarlık onsuz düşünülemezdi. Romalı eski bir asker ve politikacı olan Cato, M.Ö 200 tarihinde şöyle bir zeytin salatası tarifi veriyordu: “Yeşil veya siyah zeytinlerin çekirdeklerini çıkartın. Sonrada şöyle hazırlayın: Zeytinleri doğrayıp, yağ, sirke, kişniş, kimyon, rezene, sedef otu, nane ekleyin. İyice karıştırıp kavanoza koyun. Yağ tüm zeytinleri kaplamalı. Salata ertesi gün yemeye hazırdır.”

Sözün özüne gelirsek, Antik çağ, bugünden daha lezzetliymiş anlaşılan.

Loading...