Gündemde, nasıl biteceğini kestiremediğim bir ABD-İran savaşı var. Her ne kadar işin içinde İsrail’in telkini varsa da ben bu savaşı bir “Trump-Amerikan azgınlığı” olarak görüyorum. İsrail’in Amerika’yı güttüğü söylemi de bana göre abartılı bir şehir efsanesidir. Amerika; Kore, Vietnam ve Afganistan savaşlarına İsrail’i korumak için mi girdi? Trump’ı, Maduro’yu kaçırmaya ve Grönland adasını ilhak etme girişiminde bulunmaya Netenyahu mu ikna etti? Geçelim. ABD, bu savaşı üç amaçla başlattı: 1. Şii emperyalizmi inşa etmek isteyen Molla rejimini yıkmak ve İran’ı parçalamak. 2. İran’ın nükleer bomba yapmasını engellemek ki, zaten bunu başardığını söylüyordu. 3. Çin’in petrole ulaşımını kontrol altına almak. ABD, şu ana kadar çuvallamış olsa da İran’ın durumu da hiç parlak değildir. Öyle veya böyle Türkiye kötü bir tabloyla karşı karşıyadır. İki amacımız olmalıdır: Birincisi, çatışmaların dışında kalmaktır. Bu mümkündür. Bunun ön şartı, kurulduğu günden beri Türkiye’ye faydadan başka bir zararı olmamış İsrail ile iyi geçinmektir. Gazze’deki zulmünden dolayı İsrail’le “iyi geçinmeyi” içimiz kaldırmayabilir. Ama hiç olmazsa İsrail’i tehdit eden söylem ve eylemlerden kaçınabiliriz. Kuran’ı anadilinde okuyan, üstelik Filistinlilerle kan bağı olan Ürdün, Mısır, Emirlikler, Suudi Arabistan ve diğer Araplarla benzer şekilde davranabiliriz. Aklımız duygularımızı yenmelidir.   

İKİNCİ HEDEF: İKTİSADİ VE MALÎ SORUNLARDAN KAÇINMAKTIR

Bu mümkün değildir. Çatışmadan kaçınabiliriz ama bu savaşın yarattığı iktisadi sorunlardan kaçınamayız. Tam anlamıyla bir “iktisadi politika açmazı” içindeyiz. 2023 yazından beri “esas olarak” döviz fiyatını baskılama yöntemiyle enflasyonu indirmeye çalışıyoruz. Bunun ödünü, cari açığın genişlemesine razı olmaktı. Bu sorunu da ek önlemlerle aşmaya çalışıyorduk. Bu savaş yüzünden petrol fiyatlarının artması işi zora soktu. Bu artış, iki istenmeyen sonuç doğuracaktır: 1. Fiyatlar, yani enflasyon yükselecektir. 2. Pahalı petrol cari işlemler açığını büyüyecektir. Anlaşılan, enflasyon azmasın diye döviz fiyatı baskılamaya devam edeceğiz. Bu da ancak döviz arzını artırarak olur. Döviz giderleri döviz gelirinden büyük olan ülkemizde, döviz arzı da ancak yurt dışından döviz borçlanarak artırılabilir. Biz de bunu yapıyoruz. Dövizi baskılamak ihracatı köstekler, ithalatı destekler. Cari açık büyür. Döviz çıkarsa da enflasyon yükselir. İki ucu pis bir değnek. Nereden tutarsan tut, elin kirlenir. 

ZARARI MİNİMİZE ET

Görüldüğü gibi tam bir politika açmazı var. Bu gibi durumlarda “en yararlı değil, en az zararlı” yol seçilir. İktisat hocalarımızdan ricam, ne yapmalı sorusuna “önce demokrasi ve adalet” diyerek konforlu alana geçmeden, somut iktisadi politika önermeleridir. Ben iki aşamalı, sorunu kökten çözecek ama riskli bir plan öneriyorum. Birinci aşamada (en çok 3 ay) döviz fiyatları baskılanmaya devam edilecek daha sonra ipler gevşetilecektir. İkinci aşamada enflasyonla mücadeleden ziyade “cari açığı kapatmaya” öncelik verilecektir. Bu maksatla, ekonomiyi yönlendirmede halen kullanılan “para-fiskal” alet setine, cari açığı kapatmaya yarayacak “mevzuat” eklenecektir. “Hedef, cari fazladır.” Zihnimdeki son resminde TL’den çıkıp, Euro’ya geçmek var. Ama bu, uzun vadeli bir projedir. Uğraşmaya da değmez. Nasıl olsa yakında bol petrol bulacak ve dövizsizlikten kurtulacağız.

SON SÖZ: Hesaplı riski göze alamayan, hesapsız tehlikeye maruz kalır.