Sabah gözünüzü açtınız. Daha yataktan kalkmadan telefon karşınıza bir görev listesi çıkarıyor. Önce soğuk duş. Kahvaltıda bunu yeme. Spordan önce şu yeşil içeceği dene. Ben gençken anti-aging vardı. Botoks falan. O bitti, wellness geldi. Sonra detoks yani arınma modası başladı. Süper gıdalar o ara raflarda yerini aldı. Yoga peşinde koşarken, bir de mindfulness çıktı. Artık bedeni çalıştırmak yetmiyor, zihni de sakinleştirmek gerekiyor. Şimdi longevity gündemde. Yani önce genç görünmek, sonra iyi hissetmek, ardından vücudu temizlemek ve geliştirmek satıldı. Şimdi daha uzun yaşamak satılıyor. Bugün vücudunuzu riske atan 10 tehlikeli sağlık trendinden bahsedeceğim. Bu trendlerin en tehlikeli yanı ne biliyor musunuz? Hiç tehlikeli görünmemeleri... 1. Buz Gibi Suyla Duş: Sabah ılık duştan geldiğimiz nokta buz gibi banyo... Hatta buz dolu kovalara atlamak “öz disiplin” ambalajıyla pazarlanıyor. İyi de kardeşim, biz Viking miyiz? Sabah sabah sefere mi çıkıyoruz? O buzlu suya girdiğiniz an, damarlarınıza adrenalin ve kortizol pompalanır. Bedeniniz her sabah “savaş ya da kaç” moduna girer. Vücut donmamak için damarları aniden büzüştürür. Tansiyonunuz saniyeler içinde fırlar, kalbiniz o damarlara kan pompalamak için adeta çırpınır. Hele ki kalbinde stent olan veya damar tıkanıklığı geçmişi olan biri için bu ani şok; kalp krizi ve ritim bozukluğuna açılmış bir davetiyedir. 2. ‘Çiğ’ Veganlık: Sebze yemek harikadır ama çiğ beslenmeyi bir yaşam tarzına çevirmek arınma değil, bedeni tüketmektir. Almanya’da Giessen Üniversitesi’nin yaptığı, beslenmesinin en az yüzde 70’ini çiğ gıdalar oluşturan 513 kişinin incelendiği araştırma felaketi gösteriyor. Kadınların 4’te 1’i klinik olarak tehlikeli zayıflık sınırında, yüzde 30’unun ise adet döngüsü kesiliyor! İleri düzey tahlillerde sinir sistemini ayakta tutan B12, demir ve çinko yerlerde sürünüyor. Siz “İki yıldır böyleyim, hiçbir şeyim yok” dersiniz çünkü karaciğerinizdeki B12 depolarının tükenmesi yılları bulur. O depolar bittiğinde ise kansızlık, kas erimesi ve hafıza kayıpları fatura olarak önünüze gelir. 3. Melatonin: Uykun kaçtı mı? At bir melatonin, mışıl mışıl uyu... Sosyal medyanın reçetesi bu kadar ucuz. Oysa melatonin masum bir bitkisel takviye veya vitamin değil, doğrudan beyninizin ürettiği bir hormon. Amerikan Kalp Derneği’nin yayınladığı 130 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada bir yıldan uzun süre her gece melatonin kullananların 5 yıl içinde kalp yetmezliği yaşama riski yüzde 90 daha yüksek çıktı! Dışarıdan her gece melatonin dayarsanız, vücudunuz kendi doğal üretim şalterini indirir. 4. Ambalajdaki tuzak: Marketlerde “Keto”, “Vegan”, “Şekersiz”, veya “Soğuk Sıkım” yazan ürünlere para saçıyoruz. Peki ön yüzdeki o şık yazılar, içindeki kalori ve şekeri buharlaştırıyor mu? Harvard yıllardır uyarıyor: “Bütün bir elmayı posasıyla yemekle, suyunu sıkıp içmek metabolik olarak bambaşka şeylerdir. Her gün düzenli meyve suyu içmek tip 2 diyabet riskini yüzde 21’e kadar artırıyor.” O çok para verdiğiniz doğal meyve suyu şişelerinin çoğunda, bir koladan daha fazla (yaklaşık 11 küp) şeker var. Posa olmadığı için insülininiz anında tavan yapıyor. Çok güvendiğiniz organik “yüzde yüz et” çubukları bile rafta dayanması için Dünya Sağlık Örgütü’nün “1. Sınıf Kanserojen” saydığı nitratla dolduruluyor. Marketlerin orta koridorları şifa değil, ölüm vadisidir. 5. ‘No Pain No Gain’: Spor salonlarında bir “Acı yoksa kazanç yok!” mottosu aldı yürüdü. Sanki olimpiyatlara hazırlanıyoruz. Mayo Clinic açıkça uyarıyor... Vücut ağırlık kaldırırken değil, dinlenirken gelişir. Haftanın 7 günü o ağırlıkların altına girip dinlenmeyi yasaklarsanız “Overtraining” (Aşırı Antrenman) sendromuna girersiniz. Kandaki stres hormonunuz (kortizol) tavan yapar. Uykunuz bozulur, bağışıklığınız çöker ve kaslarınız iyileşmek yerine yırtılmaya, zarar görmeye başlar. Ağrılarınız geçmez kronikleşir. 6. Enerji içecekleri: Şekersiz enerji içeceğini lıkır lıkır içiyorsunuz. Oysa şeker yoksa bile o kutunun içinde kafein var. Amerikan Kalp Derneği’nin verileri ürkütücü... Sadece iki büyük kutu enerji içeceği tüketen sağlıklı insanların yüzde 57’sinde ölümcül olabilecek kalp ritim bozuklukları (aritmi) riski artıyor. Üstelik bu kutular size sihirli bir enerji vermez; sadece yorgunluğunuzu maskeler. Hücrelerdeki ATP (enerji) depolarınızı kredi kartıyla harcar gibi tüketirsiniz. Bugün o sahte uyanıklıkla yorgunluğu ötelersiniz, yarın karşınıza tükenmişlik sendromu ve tiroid krizleri olarak çıkar. 7. ‘Tamamen Bitkisel’ Masalı: Rahatlamak için pazarlanan kenevir (THC/CBD) ürünlerinin üstünde hep o sihirli cümle yazar: “Tamamen bitkisel.” Unutmayın; tütün de bitkiseldir. Geceleri uyumak için her gün yatıştırıcı kenevir yağı, özü kullanmak klinik araştırmalara göre beyinde çok hızlı bir tolerans yaratır. İlk gün sizi bebek gibi uyutan doz, ikinci hafta yetmemeye başlar. Uyuduğunuzu sanırsınız ama derin uyku (REM) kaliteniz darmadağın olur. Sonunda sabahları uyanamayan, kronik motivasyon eksikliği yaşayan, “hayattan kopuk” birine dönüşürsünüz. 8. Zayıflarken Kendini Eritmek (GLP-1): Hollywood yıldızlarından alt komşunuza kadar herkes zayıflama iğnesi kullanıyor. Amerikan Tıp Birliği Dergisi (JAMA) verileri ise kutlama havasını dağıtıyor... Bu iğnelerle verdiğiniz kilonun yüzde 40’a yakını yağ değil, bedenin taşıyıcı kolonları olan kas ve kemik kütlesidir! Tartıdaki rakam düşüyor diye sevinirken, ileri yaşlardaki kas erimesini (sarkopeni) kendi ellerinizle hızlandırıyorsunuz. 9. Nikotin bantları: Sigarayı bıraktık, yerine “tertemiz odaklanma takviyesi” sloganıyla nikotin sakızlarını ve bantlarını koyduk. Yale Üniversitesi araştırmaları, nikotin vücuda girdiğinde ilk 10 dakikada ne olduğunu açıkça gösteriyor: Adrenalin pompalanıyor, damarlar büzüşüyor, tansiyon fırlıyor. Zihninizin açıldığını sandığınız o durum aslında vücudun girdiği acil durum alarmıdır. Nikotinin yarı ömrü 1-2 saattir. Sonra o dopamin seviyesi aniden çakılır ve kendinizi “beyin sisi” içinde bulursunuz. Sonra sırf düştüğünüz o uyuşukluktan kurtulup “normal” halinize dönmek için o sakızı tekrar çiğnersiniz. 10. Lavman: sürekli yapılan lavmanlar (kolon temizliği), parazit dökme hapları, sadece suyla beslenilen ağır detokslar... Beden bir araba motoru mu ki hortum tutup içini basınçlı suyla yıkayasınız? Amerikan Gastroenteroloji Derneği, o çok övülen “bağırsak yıkama” seanslarının vücuttaki trilyonlarca faydalı mikrobiyomu (florayı) nasıl kazıyıp yok ettiğini anlatmaktan yoruldu. Üstelik bu agresif detokslar vücuttan sadece su değil, kalp için hayati önem taşıyan sodyum ve potasyumu da söküp atıyor. Hatta işi kahve lavmanına vardıranların yaşadığı bağırsak yanıkları, iltihaplar ve delinmeler hastane kayıtlarında mevcut. Ayrıca hortumla bağırsak boşaltarak karaciğer temizlenmiyor. Sağlık, hayatı yaşamak için bir araçtır; hayatın tek amacı değil. Mucizeleri ambalajlarda değil, dengede arayın. İyi pazarlar...