Sözcü’de tam bir yıl önce bugün 15 Ocak’ta yazmaya başladım.
Ama sadece futbolu, sadece skoru, sadece kazanmayı yazmadım.
Spora bakarken; adaleti, hafızayı, algıyı, ahlakı, tribünü, yöneticiyi, sistemi de konuştuk.
Son bir yılda sizlerle neleri paylaştığımı; hangi maçtan hangi meseleye, hangi pozisyondan hangi toplumsal yaraya dokunduğumu ay ay, yazı yazı hatırlatmak istedim.
Sadece sonuçlara, kupalara, puan tablolarına değil; bu köşede birlikte konuştuğumuz meselelere bakmanın zamanı.
Bir spor yazarı hafızasından, bir yılın röntgeni bu…
30 YIL ÖNCEKİ BİR HATIRA'YLA BAŞLADI YOLCULUK
1996'da Trabzonspor, Fenerbahçe’ye evinde 2-1 mağlup olmuş, o yıl şampiyonluğu Fenerbahçe'ye kaptırmıştı.
Maçın ardından 28 yaşındaki bordo mavili taraftar evinin bahçesinde intihar etmişti.
Ruhumda derin bir iz bırakan acı haberi hiç unutmadım.
28 yıl sonra ruhumda bıraktığı izi, rüya sekansı tekniğiyle kaleme aldım.
Yine bir Trabzonspor - Fenerbahçe maçı sonrası SÖZCÜ Web Servisi Spor Müdürü'müz Ümit Genç'le sohbet ederken konu 1995-96 sezonundan açılmıştı.
2024 yılında kaleme aldığım, futbolun insanı yücelten değil, tüketen bir iklime dönüşmesinin bedelini; genç yaşta yitirilen hayatlar, yarım kalan hikâyeler ve içi boşalan değerler üzerinden anlatmaya çalıştığım 'Adalete Susamış Bir Ülkenin Futbol Masalı' başlıklı yazımı, Ümit'le paylaştım.
'Ters köşe yaptın abi' yorumunda bulundu sevgili Ümit, yazımı okuduktan sonra.
Ve sağolsun SÖZCÜ'de yazmamı teklif etti.
Böyle başladı SÖZCÜ'deki köşe yazarlığı yolculuğum.
TEŞEKKÜR ETMEM GEREKEN ÇOK İSİM VAR
Başta Ümit Genç olmak üzere teşekkür etmem gereken sayısız insan var.
Ümit soyadı gibi genç, mesleğinin hakkını teslim eden, objektif çizgisinden ödün vermeyen bir isim. Desteği ve teşviki için şükranlarımı sunuyorum.
SÖZCÜ okurlarına yani yol arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Sadece gazetecilik icra eden SÖZCÜ ailesini en fazla okunan, en çok güvenilen kurum olarak gördüğünüz ve destek olduğunuz için de...
Edebiyat Öğretmeni eşim Gülşah Şuekinci, hep yanımda oldu. Sağolsun desteğini hiç esirmedi.
İşlediğim konularda derinlemesine analiz yapmamda beni besleyen dostlarımın hakkını da teslim etmem gerekiyor.
Profil, analiz ve davranış bilimleri uzmanı Recep Şuekinci, yazmamı en çok teşvik eden isimlerin başında geliyor.
Onca işinin arasında yazılarım hakkında yaptığı değerlendirmeler ufkumu açtı hep.
Eğitimci Samettin Nesipoğlu'nun özellikle üslup konusundaki telkinleri kıymetliydi.
Özellikle son dönemlerde Mental Performance Coach Hayati Özgül'ün bilgi ve birikiminden çok faydalandım
Kendisiyle yüz yüze henüz görüşmesem de modern futbol başta olmak üzere sporcu performansı konularında kendi geliştirdiği yöntemleri, uzun uzun konuştuk. Değerli bilgiler paylaştı. İddia ediyorum Hayati Bey'in ileride adını çok sık duyacaksınız.
Dediğim gibi teşekkür etmem gereken çok fazla isim var. İsimlerini zikretmediğim için aflarına sığınıyorum.
Hepinize minnettarım.
Şimdi, bir yıl boyunca kaleme aldığım yazıların ay ay, yazı yazı özetleri ve linkleri ile, birlikte çıktığımız bu yolculuğu tekrar gözden geçirelim...
Ocak 2025 – Çifte standartla başladık
1 - Rusya’ya yasak İsrail’e kıyak — 15.01.2025
Bu yazıda, sporun evrensel adalet iddiasının pratikte nasıl çifte standartlara teslim olduğunu sorguladım.
FIFA ve UEFA’nın Rusya’ya karşı aldığı hızlı yaptırım kararını haklı bulurken, İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulüm karşısında benzer bir refleks göstermemesini çok açık bir ikilik olarak okudum.
Beşiktaş’ın Maccabi Tel Aviv ile oynadığı maçın tarafsız sahaya alınmasını ve bunun sonucunda yaşanan ekonomik ve sportif kayıpları örnekleyerek, futbolun “adil oyun” söyleminin nasıl çürütüldüğünü anlattım.
Bu yazı, 2025’in başında sporun ne kadar kırılgan bir adalet zemini üzerinde durduğunu gösteren bir hatırlatmaydı — okurlar için sadece futbolun değil, o futbolun arkasındaki sistemin de sorgulandığı bir metindi.
https://www.sozcu.com.tr/rusya-ya-yasak-israil-e-kiyak-p127404
2 - Mızıkçılık yapma! Hadi sen de oyna!!! — 20.01.2025
Bu yazıda, spor ve oyun üzerinden insan ilişkilerini, çocukları ve toplumun değerlerini sorguladım.
Oyun oynarken insanların davranışlarının karakter göstergesi olabileceğini; dürüstlük, centilmenlik, paylaşımcılık ve empati gibi özelliklerin oyunla daha net ortaya çıktığını anlattım.
Ardından çocuklarla kaliteli zaman geçirmenin, onları gerçekten tanımanın ve onlara etkin oyun alanları sağlanmasının önemine değindim.
Yazıda, okul bahçelerinin oyun alanı olmaktan çıkarılıp otoparka dönüştürülmesini eleştirerek mevcut spor alanı yetersizliğinin toplumsal sonuçlarını okurlarla paylaştım.
Sonuç olarak, çocuklara ve ailelere daha çok oyun oynamayı, sosyal ve psikolojik gelişimleri için bu tür etkinliklere öncelik vermeyi önerdim.
Sporun yalnızca skorla değil, insanla, ilişkilerle ve yaşamla ilişkisini vurgulayan bir metindi.
https://www.sozcu.com.tr/mizikcilik-yapma-hadi-sen-de-oyna-p128877
3 - Şubat’ı avutamamışken Ocak’ımıza ateş düştü — 29.01.2025
Bu yazıda, toplumsal hafıza, dayanışma ve unutmanın tehlikesi üzerine kişisel bir bakış sundum.
Önce 6 Şubat Kahramanmaraş depremi ve büyük felaketlerde toplumun nasıl kenetlendiğini hatırlatarak başladım; ancak zamanla bu birlikteliğin unutulmaya yüz tutmasının insan ruhunda yeni yaralar açtığını ifade ettim.
Felaket bölgesinden kendi deneyimim üzerinden yaptığı gözlemlerle depremzedelerin “bizleri unutmayın” çağrısını okurlarla paylaştım ve unutmanın yarattığı büyük travmaya dikkat çektim.
Ayrıca bu bağlamda Türkiye Futbol Federasyonu’na, deprem bölgesindeki çocuklara spor ve futbol aracılığıyla moral ve destek sağlama önerilerimde bulundum.
Yazının ikinci bölümünde ise Bolu Kartalkaya’daki otel yangınında çok sayıda yurttaşın, aralarında çocukların da hayatını kaybetmesi ile yakından tanıdığım spor insanı Nedim Türkmen’in kaybını anlatarak, bu acıların sadece bireysel değil toplumsal ve etik boyutlarını da sorguladım.
Metin, unutmanın felaketleri büyüttüğü; spor, dayanışma ve toplumsal duyarlılığın ise iyileşmenin yolları olabileceğini hatırlatan bir çağrı niteliğindeydi.
https://www.sozcu.com.tr/subat-i-avutamamisken-ocak-imiza-ates-dustu-p131848
ŞUBAT 2025 – Hafıza, Kimlik ve Yakışma Meselesi
4 - Alzheimer olan toplum… — 09.02.2025
Bu yazıda toplumsal hafızanın hızlı bir şekilde yok oluşuna odaklandım.
Bu yazıda sporda yaşananları tek tek saymaktan çok, neden aynı şeyleri tekrar tekrar yaşadığımızı sordum.
6 Şubat depreminin izlerini unutuşumuzdan, yanlış isimlerin siyasette ve sporda yükselişine kadar uzanan bir dizi örnekle, bellek kaybının toplumsal düzeyde nasıl bir soruna dönüştüğünü tartıştım.
Spor, eğitim, liyakat, vicdan, adalet gibi temel kavramların günlük siyasette ve medyada nasıl görmezden gelindiğini anlatarak, toplum olarak Alzheimer benzeri bir “unutma kültürü”ne sürüklendiğimizi vurguladım.
Bu metin, sadece bireysel değil kolektif hafızanın önemine değinen, sadece spor için değil; hepimiz için rahatsız edici ama gerekli bir yüzleşme çağrısıydı.
https://www.sozcu.com.tr/alzheimer-olan-toplum-p137417
5 - Mızrak çuvala sığmıyor artık! — 11.02.2025
Bu yazıda futbolda ve spor kamuoyunda giderek belirginleşen gerçeklerin üzerinin artık örtülemeyeceğini savundum.
Galatasaray–Adana Demirspor maçının tartışmalı hakem kararları, sistematik kabul edilen hatalar ve futbol çevresindeki “yapı” tartışmalarını ele aldım.
Sadece saha içi performansı değil; yönetim, hakemlik ve medya pratiklerindeki tutarsızlıkları tartışan bu metin, sporun şeffaflıktan uzaklaşmasının somut örnekleri üzerinden güçlü bir itiraza dönüştü.
https://www.sozcu.com.tr/mizrak-cuvala-sigmiyor-artik-p138070
6 - Bu Fener izleyeni mest eder — 15.02.2025
Bu yazıda Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Ligi’nde Anderlecht ile oynadığı maç üzerinden ortaya koyduğu oyunu ve seyirciyle kurduğu bağın spor kültüründe nasıl bir umut yarattığını anlattım. Kadıköy’deki atmosferin, takımın sahadaki performansı ile birleşmesiyle taraftarın mest oluşunu ele alırken, futbolun sadece skorla değil, izleten oyunla da değerlendirilebileceğini vurguladım.
Bu metin, sezonun o döneminde yalnızca sonucu değil oyunun kalitesini ve taraftar–takım etkileşimini odak noktasına taşıdı.
https://www.sozcu.com.tr/bu-fener-izleyeni-mest-eder-p139503
7 - Yabancı-laşma! — 24.02.2025
Bu yazıyı Türk futbolunun profesör unvanına sahip ilk ve tek ismi, Eskişehirspor’un efsanesi Prof. Dr. Fethi Heper’in ölümü nedeniyle kaleme aldım.
Heper üzerinden, spor kültürümüzün ruhundan kopuşunu “yabancılaşma” kavramı üzerinden değerlendirdim.
Bu yazıda tribünlerin, futbolcuların ve hatta kulüplerin geçirdiği duygusal kopuşu ele aldım.
Seyircinin müşteri, futbolcunun vitrin ürünü hâline geldiği bir düzenin, sporu nasıl ruhsuzlaştırdığını anlattım.
Aidiyetin yerini mesafeye, tutkunun yerini tüketim alışkanlığına bıraktığı bir tabloyu çizdim.
Futbolun sadece sonuç değil, oyun ve temsil biçimiyle de “yakışır” olmasının önemine dikkat çektim.
Bu yazı, “neden eskisi gibi hissetmiyoruz?” diye soran ve sporda ahlak meselesini ciddiye alan herkes için yazıldı.
https://www.sozcu.com.tr/yabanci-lasma-p142410
MART 2025 – Umut Hakkı, Saygı Kültürü ve Görünmeyen Emek
8 - Taraftarların da umut hakkı olmalı — 02.03.2025
Bu yazıda, sporun taraftarla kurduğu ilişkiyi ekonomik ve kültürel açıdan ele aldın.
Maçlara gitmenin günümüz Türkiye’sinde bir lüks hâline geldiğini; bilet, kombine ve stat içi harcamaların dar gelirli aileleri nasıl uzaklaştırdığını sahadaki örneklerle anlattım.
Yıllardır sabretmesi istenen, hayal kurması ertelenen milyonların, en az futbolcular ve yöneticiler kadar umut etme hakkı olduğunu vurguladım.
Umudu küçümseyenlerin, tribünü de kaybettiğini anlattım.
https://www.sozcu.com.tr/taraftarlarin-da-umut-hakki-olmali-p144451
9 - Saygı bulaşıcıdır — 06.03.2025
Bu yazıyı kaleme alırken, sporun yalnızca skorla ve rekabetle açıklanamayacağını anlatmak istedim.
Sahada kurulan dilin, tribündeki tavrın ve yöneticilerin sergilediği davranışların nasıl zincirleme bir etki yarattığını hatırlattım.
Fenerbahçe’nin Avrupa arenasında oynadığı maç öncesinde rakip takımın ve taraftarının sergilediği saygılı tutumu merkeze alarak, bu yaklaşımın sadece bir nezaket göstergesi değil, sporun evrensel ruhuna dair güçlü bir mesaj olduğunu vurguladım.
Benim derdim, “saygı”nın soyut bir kavram olmadığını; doğru örnekler çoğaldıkça yayılabildiğini göstermekti.
Çünkü sahadaki centilmenlik, tribündeki dil ve ekran başındaki bakış açısı birbirinden bağımsız değil. Saygı da saygısızlık da hızla bulaşıyor.
Tek bir doğru duruşun, bütün atmosferi değiştirebileceğini yazdım.
Bu yazı, “küçük bir hareketten ne olur ki?” diyenlere cevaptı.
Sporda kazanmanın her şey olmadığını düşünenler, rekabetin insanlık değerleriyle birlikte var olabileceğine inananlar ve saygıyı hâlâ bir erdem olarak görenler için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/saygi-bulasicidir-p147838
10 - Beyaz önlüklüler — 14.03.2025
Bu yazıda hayatın gerçek kahramanlarını düşündüm; sahada ter döken futbolcular kadar, sahnenin arkasında hummalı bir mücadele veren ama çoğu kez görünmeyen insanlar olduğunu fark ettim.
Özellikle sağlık çalışanlarının, hastanelerde ve acil servislerde gösterdikleri özveri benim için bir çıkarma hattındaki futbolcunun dayanıklılığı gibiydi.
Günlerce süren nöbetlerde, zor koşullarda çalışan doktorlar, hemşireler ve sağlık personeli için kelimelerimi döktüm.
Benim hikâyemin içinde de sağlıkla ilgili bireysel deneyimler var; hastalık, belirsizlik, teşhis arayışı…
Bunu yazarken kendi yaşadıklarımı, gördüklerimi harmanladım ve “beyaz önlüklüler” dediğimiz bu insanlar için bir minnettarlık mektubu yazmış oldum.
Sadece bir teşekkür ya da takdir yazısı değil; onların dünyamızda ne kadar temel bir yer tuttuğunu okura göstermekti niyetim.
Bu yazı, başarı hikâyelerinin perde arkasına bakmak isteyenler içindi.
https://www.sozcu.com.tr/beyaz-onlukluler-p150593
11 - İcazet — 26.03.2025
Bu yazıda sporda karar alma mekanizmalarının ne kadar bağımsız olduğu sorusunu sordum.
Kimin konuşabildiği, kimin susturulduğu, kimin alkışlandığı, kimin hedef gösterildiği üzerinden bir tablo çizdim.
Gerçeklerin değil, izin verilenlerin konuşulduğu bir düzeni ele aldım.
Bu yazı, haksızlık ve çifte standarda rağmen sesini duyurmaya devam etmek isteyenler, hayatın küçük öğretmenlerini fark edenler ve “doğruyu söyleme cesareti”ni önemseyenler için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/icazet-p155561
NİSAN 2025 – Şiddet, Boykot ve Emek
12 - Boykotu deldim… — 11.04.2025
Bu yazıyı kaleme alırken kendi içimde uzun süredir süren bir tartışmayı yazıya döktüm: bir süre yazı yazmayı boykot etmiştim çünkü yaşadığımız dönem fedakârlık ve cesaret kadar korku ve baskıların da en yoğun biçimde yaşandığı bir atmosferi işaret ediyordu.
Yazmadığım günlerde dostlarım neden yazmadığımı sordu; ben de “memlekette olumlu bir şey mi var?” sorusunu kendi kendime defalarca sordum.
Birkaç haftalık suskunluk sonrası, gazetecilik mesleğinin yükünü ve sorumluluğunu yeniden düşündüm.
Halkın sesi olmaya çalışan bağımsız medya kuruluşlarına yönelik baskılar, gözaltılar, tehditler benim için hem bir yılgınlık hem de yeniden ayağa kalkma çağrısıydı.
Özellikle meslektaşlarım Murat Ağırel ve Timur Soykan’ın gözaltına alınması ve ardından serbest kalmaları bana boykotu rafa kaldırma kararını verdirdi.
Bu yaşananlar, korkunun değil, hakikatin peşinden gitmenin önemini bana yeniden hatırlattı.
Tepkinin de bir ahlakı olması gerektiğini yazdım.
Bu yazı, tarafsız gazeteciliğe, korkusuzca haber yapmaya ve baskılara rağmen sözünü söylemeye devam etmeyi önemseyenler için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/boykotu-deldim-p161773
13 - Cinayete teşebbüs — 22.04.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, hamile bir sporcunun karnındaki bebeği açık risk altındayken maça çıkmasının bazı gazeteler tarafından “kahramanlık” olarak sunulmasıydı.
Ben tam da bu noktada durup itiraz ettim. Çünkü burada alkışlanan şey cesaret değil, bilimsel gerçeklerin ve insan hayatının göz ardı edilmesiydi.
Yazıda, gebelik sürecinde yoğun fiziksel temasın ve stresin anne ve bebek üzerindeki tıbbi risklerine dikkat çektim.
Bilimin uyarılarını görmezden gelip bu davranışı yüceltmenin, topluma son derece tehlikeli bir mesaj verdiğini vurguladım.
Sporcuların bedenleri üzerinden üretilen bu “fedakârlık hikâyelerinin”, aslında normalleştirilen bir sorumsuzluk olduğunu anlattım.
Aynı zamanda meseleyi etik ve sosyolojik bir yerden ele aldım: Medyanın, insan hayatını riske atan davranışları örnek göstererek özellikle gençler ve sporcular üzerinde nasıl yanlış bir rol modeli yarattığını sorguladım.
Bir kadının, hele ki hamile bir kadının, kendi bedeni ve çocuğu üzerindeki baskının alkışla pekiştirilmesine itiraz ettim.
Bu yazı, kahramanlık söylemi adı altında insan hayatının değersizleştirilmesine karşı bilinç oluşturmak, bilimi merkeze almak ve sporda alkışlanması gereken şeyin fedakârlık değil sağduyu olduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/cinayete-tesebbus-p165243
14 - Hiçbir başarı tesadüf değildir — 28.04.2025
Bu yazıyı yazarken aklımda hep şu vardı: Başarı basit bir rastlantı değildir. Özellikle Trabzonspor U19 takımının Avrupa arenasında finale uzanan yolculuğu bana, emek, disiplin, istikrar ve karakterin başarı hikâyesini nasıl inşa ettiğini bir kez daha gösterdi.
Ben yazıda, bu genç futbolcuların peşi sıra gelen zaferlerini sadece skorlarla değil, uzun vadeli hazırlık, planlı çalışma ve sistemli altyapı emeğiyle ilişkilendirerek anlatmaya çalıştım.
Saha içindeki mücadele, rakiplerin üst üste yenilgiye uğratılması ve takımın iş disiplininin sonuç üretmesi, bana göre bu başarının tesadüf olmadığını açıkça gösterdi.
Benim için esas olan, sadece bu gençlerin sahadaki performansı değil; aynı zamanda onların arkasında çalışan teknik ekip, altyapı sorumluları ve ailelerin sürece yaptıkları katkıydı.
Başarı, genetik bir şans değil; planlı emek ve kolektif irade ile beslenir.
Bu yazı, başarıyı romantize eden yüzeysel hikâyelere karşı; emeği, sürekliliği ve bedel ödemeyi yeniden merkeze almak, gerçek başarının asla tesadüf olmadığını hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/hicbir-basari-tesaduf-degildir-p166805
15 - Bilim konuşuyor, medya susuyor: Kongreden notlar — 28 Nisan 2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, bilimsel bilgi ve uzmanların sesinin duyulması gereken bir ortamda medyanın sessiz kalışıydı.
Spor bilimleri alanında önemli bir kongrede, bilim insanlarının ortaya koyduğu veriler ve tespitler varken, medyanın bu sesi yeterince duyurmamasına itiraz ettim.
Yazıda, 24–26 Nisan tarihlerinde gerçekleşen 8. Uluslararası Egzersiz ve Spor Psikolojisi Kongresi’nden notlar paylaştım; akademisyenlerin, uzmanların ve sahadaki verilerin ne kadar zengin ve öğretici olduğuna dikkat çektim.
Bilimin konuştuğu bu ortamda, toplumun geniş kesimlerine ulaşması gereken bilgilerin görmezden gelinmesinin, özellikle spor ve sağlık gibi hayati alanlarda büyük bir eksiklik yarattığını vurguladım.
Aynı zamanda meseleyi iletişim açısından ele aldım: İletişim fakülteleri, öğrenci ve akademisyenlerin aktif rol alabileceği bir habercilik pratiğinin nasıl mümkün olabileceğini tartıştım.
Medyanın bilimsel etkinlikleri gündeme taşıma sorumluluğu yerine sessiz kalmasının, kamuoyunun bilgiye erişimini zayıflattığını ifade ettim.
Bu yazı, bilim insanlarının sesinin duyulmasını engelleyen medya alışkanlıklarına itiraz etmek, bilimi görünür kılmak ve bilimle kamuoyu arasında köprü kurulmasının önemini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/bilim-konusuyor-medya-susuyor-kongreden-notlar-p167274
MAYIS 2025 – Hafıza, Kimlik ve Heyecan
16 - Gaffar Okkan ruhu nerede? — 10.05.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Gaffar Okkan isminin yıldönümlerinde anılıp; temsil ettiği cesaret, adalet ve devlet ciddiyetinin ise gündelik hayatta giderek kaybolmasıydı.
İsmin yaşatılıp ruhun unutulmasına itiraz ettim.
Yazıda, Gaffar Okkan’ın yalnızca bir emniyet müdürü değil; halkla kurduğu bağ, korkmadan sorumluluk alışı ve devletin şefkatle de güçlü olabileceğini gösteren bir duruş olduğunu hatırlattım.
Bugünün güvenlik, yönetim ve kamu anlayışıyla bu miras arasındaki mesafeye dikkat çektim.
Aynı zamanda meseleyi toplumsal bir yerden ele aldım: Gerçek rol modellerinin yerini sembolik anmaların almasının, toplumsal hafızayı nasıl zayıflattığını ve değerlerin içinin nasıl boşaltıldığını sorguladım.
Bu yazı, bir ismi anmakla yetinmeyip; o ismin temsil ettiği ahlakı, cesareti ve kamu vicdanını yeniden hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/gaffar-okkan-ruhu-nerede-p172353
17 - Dünya’nın en büyük spor kulübü — 27.05.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, “en büyük kulüp” tartışmalarının yalnızca kupa sayısına ya da dönemsel başarıya indirgenmesiydi.
Bu yüzeysel bakışa itiraz ettim ve büyüklük kavramını daha geniş bir çerçevede ele aldım.
Yazıda, bir spor kulübünün büyüklüğünün; tarihi, çok branşlı yapısı, yetiştirdiği sporcular, toplumsal etkisi ve kriz anlarında sergilediği duruşla ölçülmesi gerektiğini vurguladım.
Anlık sonuçların değil, kurumsal hafızanın ve sürekliliğin belirleyici olduğunu anlattım.
Aynı zamanda meseleyi sosyolojik bir yerden ele aldım: Taraftarlık kültürü, aidiyet duygusu ve kulübün toplumla kurduğu bağın, onu sıradan bir spor organizasyonunun ötesine nasıl taşıdığını sorguladım.
Bu yazı, “en büyük” tanımını tabeladan ibaret gören anlayışa karşı; değer, duruş ve toplumsal etki üzerinden yeniden düşünmek için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/dunya-nin-en-buyuk-spor-kulubu-p177884
18 - Son maça kadar heyecan — 30.05.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, UEFA’nın yeni formatıyla birlikte Avrupa kupalarında son haftaya kadar süren rekabetin, Süper Lig’de de hayata geçirilmesi gerektiğini düşündüğüm için ortaya çıkan “heyecan eksikliği”ydi. Son haftaya kadar rekabetin devam ettiği sistemlerin futbolu nasıl daha çekici kıldığını tartıştım.
Yazıda, UEFA’nın ‘İsviçre Sistemi’ adlı formatla takımların daha fazla maç yapmasının heyecanı artırdığını, puan tablosunun daha dinamik hâle geldiğini ve böylece takımların son haftaya kadar mücadele etme zorunluluğu doğduğunu anlattım. Bu sistemin orta düzey takımlar için de fırsatlar yarattığını ve rekabeti güçlendirdiğini vurguladım.
Aynı zamanda meseleye Türkiye liglerini de dahil ettim: Süper Lig’de takım sayısının yüksek olması nedeniyle formalite maçlara dönüşen haftalar yaşandığını; rekabetin son maça kadar sürdürülmesinin hem futbol kalitesini hem taraftar tutkusu ve ekonomiyi olumlu etkileyeceğini savundum.
Bu yazı, liglerin rekabet seviyesi ve heyecanının yükseltilmesi gerektiğini; sezon boyunca futbolun sadece birkaç maçla değil, son haftaya kadar sürdürülmesiyle daha anlamlı olacağını hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/son-maca-kadar-heyecan-uefa-dan-super-lig-e-ilham-p179000
HAZİRAN 2025 – Fikir, Eğitim ve Vizyon
19 - Bir fikirle başlayan umut — 06.06.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, küçük bir fikir etrafında birleşen insanların, sosyal sorumluluk ve toplumsal fayda için nasıl umut yaratabileceğini göstermeye dair isteğimdi.
Fikir ne kadar basit görünse de paylaşıldığında bir güç hâline geliyor; sorumluluk bilinciyle birleştiğinde ise somut etki üretiyor.
Yazıda, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi yıllarımdan ve STK’larla kurduğum ilişkilerden yola çıkarak, “Biz Fenerbahçeyiz Derneği” gibi bir oluşumun doğuş sürecini anlattım; bu süreçte birçok insanın katkısının, aidiyet ve sosyal fayda duygusunu nasıl büyüttüğünü aktardım.
Aynı zamanda meseleyi toplumsal bir bağlama oturttum: Fikirle başlayan umudun, gönüllülük, paylaşım ve birlikte üretme kültürüyle geniş kitlelere nasıl yayıldığını; bunun salt bir spor aidiyetinden öteye geçerek toplumsal fayda üretme kapasitesi taşıdığını vurguladım.
Bu yazı, sıradan bir fikrin bile toplumsal umut ve dayanışma üretme potansiyelini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/bir-fikirle-baslayan-umut-p181243
20 - Üniversite mi film seti mi? — 12.06.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, üniversite kampüslerinin eğitim alanı olmaktan çıkıp ticari görsellik ve medya şovlarına teslim edilmesine dair duyduğum rahatsızlıktı.
Eğitimin ve akademik disiplinin önemsizleştirilip, kampüs yaşamının “film seti” algısına kurban edilmesine itiraz ettim.
Yazıda, kampüste yapılan popüler etkinliklerin öğrenci ve akademisyen gündelik hayatını nasıl gölgede bıraktığını; bilim, eğitim ve üretim süreçlerinin bu “görsel odaklı” anlayışla nasıl geri plana itildiğini somut örneklerle ortaya koydum.
Üniversitelerin sadece dikkat çekici görüntüler değil, düşünce ve sorgulama alanı olması gerektiğini vurguladım.
Aynı zamanda meseleyi toplumsal bir bağlama oturttum: Üniversitelerin eğitim ve üretim misyonunu yitirmesi, akademik özgürlüklerin zayıflaması ve öğrencilerin gerçek öğrenme fırsatlarından uzaklaştırılması riskini tartıştım.
Bu yazı, üniversiteleri sadece sahne ve gösteri alanı olarak görme eğilimine karşı; bilimin, eğitimin ve düşüncenin yerini yeniden hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/universite-mi-film-seti-mi-p183097
21 - Kadro var, vizyon yok! — 19.06.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, kadroda yetenek ve potansiyel olmasına rağmen, uzun vadeli vizyon ve liyakatli yönetim eksikliğinin bu potansiyelin somut başarıya dönüşmesini engellemesiydi.
Yazıda özellikle Ahmet Erzurumlu gibi ehil kişiler üzerinden, liyakatin göz ardı edildiği bir futbol kültürüne itiraz ettim.
Ele aldığım örnekte, Avrupa kulüplerinin teknik direktör ve oyuncu seçimlerinde sadece CV’ye değil, yetenek gelişimi, disiplinli çalışma ve uzun vadeli planlama gibi kriterlere önem verdiğini; bunun Türk futbolunda yeterince karşılık bulmadığını vurguladım.
Avrupa’da, bir teknik adam veya scout ekibinin seçimi dahi bilimsel veriler, uzun dönem performans analizleri ve disiplinli vizyonla yapılırken; yerel kulüplerde kısa vadeli sonuç odaklı kararların bu yaklaşımı sekteye uğrattığını anlattım.
Bu yazı, güçlü bir kadroyla birlikte strateji, planlama ve vizyon gibi ayırt edici özelliklerin de gerekli olduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/kadro-var-vizyon-yok-p185472
22 - Finalin adı centilmenlik olsun! — 25.06.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, final maçlarının sadece skorla değil, saha içindeki duruş ve centilmenlik ile de değerlendirildiğini hatırlatmaktı.
Özellikle teknik direktörler, oyuncular ve taraftarlar üzerinden fair-play kültürünün önemine dikkat çektim.
Yazıda, maç sırasında taraflar arasındaki olgun ve saygılı davranışların, sadece oyunun sonucunu değil, uzun vadede spor kültürünü ve genç futbolcuların gelişimini de şekillendirdiğini vurguladım.
Centilmenliğin skor kadar kıymetli olduğunu somut örneklerle aktardım.
Bu yazı, kazananın sadece skorla değil, duruşuyla da belli olduğu bilincini ve fair-play’in sporun temel taşı olduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/finalin-adi-centilmenlik-olsun-p187429
TEMMUZ 2025 – Transfer, Gerilim ve Gerçeklik
23 - Transfer masalları ve mali gerçekler — 20.07.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, transfer dönemlerinde basının ve taraftarın öncelikle “görsel ve şov” odaklı hikâyeleri ön plana çıkarması, kulüplerin gerçek mali durumlarının göz ardı edilmesiydi.
Oyuncu transferlerinde sürdürülebilir bütçe ve uzun vadeli planlamanın önemini vurgulamak istedim.
Yazıda, transfer masallarının nasıl abartıldığını, kulüp yönetimlerinin ise mali gerçeklerle yüzleşmek zorunda olduğunu anlattım.
Avrupa kulüplerinin transferlerdeki disiplinli yaklaşımı (bütçe dengesi, oyuncu gelişimi ve uzun vadeli strateji) ile Türk futbolundaki kısa vadeli düşünce arasındaki farkı örneklerle gösterdim.
Gerçeklerle yüzleşmeyen umutların kısa sürede hayal kırıklığına dönüştüğünü anlattım.
Bu yazı, transferleri sadece magazin konusu hâline getiren anlayışa karşı, mali disiplin ve stratejinin önemini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/transfer-masallari-ve-mali-gercekler-p196638
24 - Ne taktik var ne disiplin — 25.07.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Beşiktaş’ın Avrupa Ligi 2. eleme turu maçında ne net bir taktik ne de disiplinli bir oyun ortaya koyamamasının yarattığı hayal kırıklığıydı.
Sahadaki plansız görüntü, kulüplerin Avrupa’daki disiplinli yaklaşımlarıyla kıyaslanınca belirginleşiyordu.
Yazıda, teknik direktör Ole Gunnar Solskjaer’in orta saha dizilişi ve oyuncu tercihleri üzerinden, takımın oyun sisteminde tutarlı bir planlama olmamasının performansı nasıl sekteye uğrattığını anlattım.
Avrupa kulüpleri scout ekipleri, bilimsel veri ve sistemli taktik analizlerle oyuncu ve teknik adam seçerken, burada böyle bir disiplin eksikliği göze çarpıyordu.
Bu yazı, taktik ve disiplin gibi saha içini belirleyen unsurların skor kadar önemli olduğunu; bunlar olmadan potansiyelin boşa gideceğini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/ne-taktik-var-ne-disiplin-kartal-sinifta-kaldi-p198279
25 - Yüksek Divan, yüksek gerilim — 30.07.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu toplantısında yaşanan gerginlik ve kulübün kendi içinde yükselen tansiyona dikkat çekme ihtiyacından doğdu. Bu ortamın bir yüksek divan toplantısına yakışmadığını vurguladım.
Yazıda, divan salonunda basit bir imza meselesinin uzamasıyla başlayan tartışmaların nasıl sözlü atışmalara, saygısız ifadelere ve gerilime dönüştüğünü anlattım. Başkan Ali Koç ile eski başkan Aziz Yıldırım arasındaki diyalog ve salonun adabına uymayan sözler üzerinden, kulübün iç atmosferinin birlik ve saygı kültürü açısından ne kadar kırılganlaştığını örneklerle gösterdim.
Bu yazı, bir divan toplantısının rekabet değil; düşünce ve akıl yürütme mecrası olması gerektiğini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/yuksek-divan-yuksek-gerilim-p200881
AĞUSTOS 2025 – Umut, Mücadele ve İnanç
26 - Kadıköy’de yeniden o müziği çalmak — 12.08.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Fenerbahçe’nin iç saha atmosferi Kadıköy’ün o eşsiz coşkusunu yeniden yakalama arzusuydu.
Sarı‑Lacivertli taraftarın stadyumdaki tutkusunun, takımın performansına nasıl ateş verdiğini ve bu ruhun yeniden canlandırılmasının önemini anlattım.
Yazıda, maç öncesi ve sürecinde stat müziğinin, tezahüratın ve tribün ritminin takım kimliğiyle nasıl bütünleştiğini; bu birlikteliğin sadece skor değil, aidiyet ve özgüven anlamında da ne kadar değerli olduğunu vurguladım. Kadıköy’ün o atmosferini yeniden kurmanın, saha içi mücadeleye doğrudan yansıyan bir güç olduğunu gösterdim.
Bu yazı, Kadıköy ruhunun kaybolmayan ama tekrar ateşlenmesi gereken özünü hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/kadikoy-de-yeniden-o-muzigi-calmak-p211102
27 - Çıkarırsın bu topu Fenerbahçe! — 27.08.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Fenerbahçe’nin kritik Avrupa maçında penaltı psikolojisinin ve oyunun en zor anında cesaret ile karar verme gereğinin ne kadar belirleyici olduğunu düşündüğüm içindi.
Penaltı atışları sadece teknik değil, mental güç ve özgüven meselesidir, bunu vurgulamak istedim.
Yazıda, Benfica karşılaşmasında yaşanabilecek penaltı senaryosunu örnek vererek, doğru tercih ve soğukkanlılığın önemini anlattım.
Avrupa kulüplerinin performans ve psikoloji analizine ne kadar önem verdiğini; emek, deneyim ve disiplinin yüksek baskı anlarında nasıl fark yarattığını aktardım.
Aynı zamanda geçmişten örneklerle, penaltı anında futbol tarihinin unutulmaz isimlerinin bile psikolojik baskıyla nasıl başa çıktıklarını gösterdim. Bu, sadece skoru değil, cesaret ve zihinsel dayanıklılığı hatırlatmak için yazıldı.
https://www.sozcu.com.tr/cikarirsin-bu-topu-fenerbahce-p216884
EYLÜL 2025 – Başarı, Yönetim ve Final Psikolojisi
28 - Hem filenin hem de gönüllerin sultanları — 07.09.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Türkiye kadın millî voleybol takımının yani Filenin Sultanlarının uluslararası arenada gösterdiği başarı ve bu başarının sadece skorla değil, toplumsal duygudaşlıkla da nasıl karşılandığını anlatma isteğimdi.
Yazıda, millî takımın tarihî Dünya Şampiyonası yarı finaline yükselişi ve hem sahadaki mücadeleci ruhu hem de halkın gönlünde yarattığı etkiyi ele aldım.
Filenin Sultanları’nın yalnızca voleybol sahasında değil, toplumun moral ve umut duygusunda da «sultan» hâline gelişine dikkat çektim.
Bu yazı, başarıyı sadece madalya ve zaferle sınırlamayan; emeğin, azmin ve milli gururun önemini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/hem-filenin-hem-de-gonullerin-sultanlari-p223186
29 - Koç’un handikapı, Saran’ın çıkmazı — 21.09.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Fenerbahçe’deki seçim sürecinde mevcut yönetim ve adayların karşılaştığı handikaplar ile çıkmazların kulüp üzerindeki etkisini göstermekti.
Ali Koç’un uzun süren şampiyonluk hasreti ve yönetimdeki handikapları ile Sadettin Saran’ın adaylığını sınırlayan potansiyel riskler, seçim sonucunu doğrudan etkiledi.
Yazıda, tespitlerimin seçim sonucuna nasıl yansıdığını da okura hissettirmeye çalıştım: Ali Koç, yazıda vurguladığım handikaplar nedeniyle az farkla seçimi kaybetti, bu da okuyucuda yalnızca rakamlarla değil, kulüp içi dinamik ve risklerin önemini fark ettiren bir etki bıraktı.
Bu yazı, seçim analizinden öte, okuyucunun handikap ve çıkmazların sonuçlara etkisini sezmesine ve kulüp içi kararların karmaşıklığını anlamasına yardımcı olacak şekilde kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/koc-un-handikapi-saran-in-cikmazi-p229637
30 - Final sendromu! — 30.09.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, sporda finale kadar yükselmenin değerli olduğu kadar kazanmaya odaklanan zihinsel engellerin de sık sık başarının önüne geçtiğini düşünmemdi.
Millî takımlarımız ve kulüplerimiz Avrupa finallerine ulaşsa da, final maçlarında kazanma bilincinin yeterince yerleşmemiş olması üzerine kafa yordum.
Yazıda, son dönemde basketbol, voleybol ve diğer branşlarda elde ettiğimiz dereceleri örnek vererek, finale ulaşmanın matematik ve mücadele ile mümkün olduğunu; fakat “kazanma bilinci” ve psikolojik hazırlığın eksikliğinin son maç performanslarını etkilediğini aktardım.
Final maçlarını kazanabilmek için sadece fiziksel hazırlık değil, zihinsel dayanıklılık ve özgüvenin de şart olduğunu vurguladım.
Bu yazı, her finalin bir hedef olduğu kadar üstesinden gelinmesi gereken psikolojik bir sınav olduğunu; kazanma kültürünü geliştirmek için sporcuların ve takımların bu algıyı içselleştirmesi gerektiğini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/final-sendromu-p232492
EKİM 2025 – Tercih, Prim ve Körlük
31 - Saran – Erdoğan paralelinde tercih refleksi — 12.10.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Fenerbahçe’deki başkanlık seçimleriyle Türk siyasetindeki bazı tarihî tercih davranışları arasında ilginç bir paralellik görmemdi.
Sadettin Saran’ın az bir oy farkıyla seçilmesi, seçimlerde halkın davranışlarının ve algılarının, kulüp içi sonuçları nasıl etkileyebileceğini gösterdi.
Yazıda, Saran’ın seçilmesini 1994’te Recep Tayyip Erdoğan’ın düşük oy oranıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesine benzeterek, bu tür tercih davranışlarının hem siyasette hem spor kulüplerinde sonuçları nasıl şekillendirdiğini anlattım.
Okuyucunun, bu paralellikleri fark ederek kulüp içindeki karar mekanizmalarının ve oy kullanma davranışlarının etkilerini anlamasını amaçladım.
Ayrıca yazıda, Saran’ın az farkla seçilmiş olmasının yönetim üzerindeki etkilerini ve bu durumun kulüp içi kararların nasıl şekillenebileceğini de ele aldım.
Bu sayede okuyucu, yalnızca seçim sonucu üzerinden değil, tercihlerin ve davranışların arka planındaki dinamikleri de görebiliyor.
Bu yazı, sadece bir seçim analizi değil; tercih davranışlarının hem siyasette hem sporda nasıl sonuçlar doğurduğunu ve kulüp içindeki etkilerini göstermek için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/saran-erdogan-paralelinde-tercih-refleksi-p243292
32 - Prim icat oldu milli duygular bozuldu — 19.10.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, TFF’nin milli takıma verilen primleri “milli duyguları maddiyata indirgemek” olarak değerlendiren uygulamalarını eleştirme ihtiyacıdır.
Primler, milli formanın onurunu gölgede bırakmak yerine, gerçek sorunun yani alt liglerdeki derin maddi sıkıntıların üzerini örtüyor gibiydi.
Yazıda, TFF’nin 2.5 milyon Euro’luk ödülü futbolculara prim olarak dağıtmasının yaratacağı algıyı konu ettim; oysa aynı kaynak altyapı ve amatör kulüplere kalıcı destek olarak kullanılsaydı, çok daha geniş bir yarar sağlanabileceğini vurguladım.
Alt liglerin yabancılaşmış kaynaklarla değil, sürdürülebilir yatırımlarla nefes alması gerektiğini savundum.
Bu yazı, spor politikalarının sadece maddi ödüller üzerinden değil, stratejik yatırım ve duygu birlikteliği ile yeniden değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/prim-icat-oldu-milli-duygular-bozuldu-p248321
33 - Sporun Devekuşları — 29.10.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, İsrail ile ilgili uluslararası spor kararlarında Türk kulüplerine ve sporcularına karşı uygulanan sessizlik ve çifte standartlardı.
EuroLeague yönetiminin, FIFA ve UEFA gibi kurumların bazı durumlarda çifte standartla hareket etmesi, kararların şeffaf olmaması ve kulüplerin söz sahibi olmadan yönlendirilmesi Türk sporunun saygınlığına zarar veriyor.
Yazıda, bu uygulamaların sadece saha içi başarıya değil, adil rekabet ortamına ve sporun evrensel değerlerine etkilerini ele aldım.
İsrail meselesi üzerinden yaşanan sessizlik, sporun sadece skor ve zafer değil, etik, vicdan ve kurallar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Bu yazı, sporun saha içi mücadele ile sınırlı kalmayıp, saha dışı kararların ve uluslararası spor yönetimindeki çifte standartların da etkisini vurgulamak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/sporun-devekuslari-p253516
KASIM 2025 – Bahis, Şike ve Algı
34 - Bahis ve şikenin kirini ceza değil, ‘Devlet Aklı’ temizler! — 16.11.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, bahis ve şike olaylarının yalnızca ceza mekanizmalarıyla çözülmesinin yeterli olmadığı, devlet ve kurumların yapısal reform ve önleyici mekanizmalarla sürece müdahale etmesi gerektiği düşüncesiydi.
Yazı, sporun etik, adalet ve disiplin değerlerinin korunmasının önemini vurguluyor.
Yazıda, bu tür skandalların sadece bireysel cezalara indirgenmesinin, sorunun kaynağına inilmeden devam eden bir bataklığın temizlenmesine yetmeyeceğini belirttim.
Spor dünyasında sadece cezalar değil, aynı zamanda kurumsal temizlik, liyakat esaslı denetim, etik ve hukuki standartların güçlendirilmesi gerektiğini savundum. Kamu güveni ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.
Ayrıca, yazıda devletin rolüne de değindim: Devlet aklının, süreci sadece tepkisel kararlarla değil, stratejik reformlarla dönüştürmesi; saha dışı kararların saha içi etik değerlerle örtüşmesini sağlaması gerektiğini aktardım.
Bu yazı, sporun temizlenmesinin sadece “ceza verilmesi” ile değil, özenli ve kurumsal yaklaşımlarla mümkün olduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/bahis-ve-sikenin-kirini-ceza-degil-devlet-akli-temizler-p259386
35 - Bahis baronları ve balonlar — 23.11.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Türk futbolunun içine sızmış bahis baronları ile oluşturulan ekonomik balonların, sporun temel değerlerini nasıl içten çürüttüğü ve adil rekabet zemininin nasıl zedelendiğiydi.
Yazı, bahisle ilgili yüzeysel cezalar yerine sorunun kaynağına inme gerekliliğini güçlü şekilde ortaya koyuyor.
Yazıda, bahis baronlarının sadece futbolcuya değil, hakeme, kulüp yönetimine ve amatör liglerdeki aktörlere kadar yayılan etkisine dikkat çektim.
Bu yapıların yarattığı balon etkisinin, dışarıdan cazip görünmesine rağmen, içeride zehirli bir etki bıraktığını, sporun adalet ve rekabet ilkelerini gölgelediğini vurguladım.
Aynı zamanda sporun tüm paydaşlarının (TFF, medya, kulüpler, taraftarlar) büyük resmi görerek yapısal çözümler üretmesi gerektiğini belirttim.
Küçük detaylar yerine sistemin kendisinin temizlenmesinin şart olduğunu ifade ettim.
https://www.sozcu.com.tr/bahis-baronlari-ve-balonlar-p261628
36 - Derbi yarın, algı çoktan başladı — 30.11.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, bir derbiyi sadece saha içi mücadele olarak değil, algı yönetimi ve iletişim stratejilerinin belirlediği bir süreç olarak değerlendirme ihtiyacıdır.
Saha içindeki rekabet kadar, kulüplerin ve medyanın maç öncesi algı üretme reflekslerinin sonuçlar üzerindeki etkisini somut örneklerle hatırlattım.
Yazıda, Galatasaray’ın kriz iletişimi, medya ilişkileri ve kamuoyu mobilizasyonu gibi alanlarda daha güçlü bir stratejiye sahip olduğunu; bunun da maç öncesi kamuoyunda bir algı baskısı yarattığını belirttim.
Saha öncesi bir Fenerbahçe oyuncusuna yönelik sosyal medya görüntülerinden başlayıp, “ceza beklentisi” üzerinden yükselen tartışmanın nasıl maç öncesi etki üretme aracı hâline geldiğini örneklerle gösterdim.
Bu yazı, derbilerin sadece fiziksel mücadele olmadığını, aynı zamanda iletişim, algı ve stratejinin de sonucu şekillendiren unsurlar olduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/derbi-yarin-algi-coktan-basladi-p264831
ARALIK 2025 – Şüphe, Cüret, Samimiyet Testi, Uluslararası vicdan
37 - Söz konusu Fenerbahçe’yse… — 21.12.2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Fenerbahçe söz konusu olduğunda medyanın ve kamuoyunun algı üretme biçiminin ne kadar kalıplaşmış ve önyargılı hâle geldiğinin giderek belirginleşmesiydi.
Başkanlar değişse de, konular farklılaşsa da, Fenerbahçe çevresindeki algının çoğu zaman aynı tek taraflı ve tepki odaklı reflekslerle kurulduğunu gördüm.
Yazıda, hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi gibi temel hukuk ilkelerinin bile medyada Fenerbahçe’ye ilişkin tartışmalarda gölgede bırakıldığını; olaylar yeterince soruşturulmadan infaz niteliğinde haberlerin yapıldığını aktardım.
3 Temmuz süreci ve ardı sıra gelen diğer örnekler üzerinden, “şüphe ile suç arasındaki çizginin” belirsizleştirildiğini ve bunun algıyı nesnellikten uzaklaştırdığını vurguladım.
Ayrıca okuyucuya, kulüp içi tartışmaların yalnızca skordan veya kulüp içi mücadeleden ibaret olmadığını; medyanın ürettiği algı dolayısıyla toplumun bu meseleleri nasıl yorumladığını da sorgulatmak istedim.
Fenerbahçe’ye yönelik reflekslerin çoğu zaman taraflı değil, önyargısız ve eşitlikçi bir perspektifle ele alınması gerektiğini hatırlattım
38 - Bu ne cünnet! — (26.12. 2025)
Bu yazıyı yazmamdaki temel sebep, Fenerbahçe söz konusu olduğunda medyanın ve bazı çevrelerin tutumunun sadece eleştiri veya sorgulama düzeyinde kalmayıp, adeta cüreti normalleştiren bir algı üretmesiydi.
“Cünnet” başlığı, bu ölçüsüz cesaretin toplumun bütününe nasıl yayıldığını ironik bir anlatımla sorgulamak içindi.
Yazıda, Sadettin Saran’ın ifade sürecinde yaşananların medyada nasıl abartılı bir prodüksiyona dönüştüğünü, delillerin gizliliği ilkesinin göz ardı edilerek özel hayatın açık şekilde sızdırıldığını ve bu tutumun hukuk normlarıyla bağdaşmadığını aktardım.
Bunu, yalnızca bir kulüp başkanına yönelik değil, toplumun hukuka, masumiyet ilkesine ve adalet duygusuna karşı gelişen cüreti temsil eden bir davranış olarak ele aldım.
Yazıda ayrıca, bu yaklaşımın yalnızca medyadaki haber diliyle sınırlı kalmayıp, kamuoyunda önyargı ve infaz kültürü oluşturmaya kadar gittiğini gösterdim.
Bir çocuğun, “Bu ne cünnet?” diye içgüdüsel adalet duygusuyla itiraz etmesi, yetişkinlerin bile fark edemediği bu yargısız, tarafsız ve sağduyulu bakışı temsil ediyor.
Bu nedenle başlık, sadece kelime oyunu değil, toplumun ortak vicdanını ve adalet arayışını hatırlatan güçlü bir metafor olarak yer aldı.
Bu yazı, hukukun üstünlüğü, ölçüsüz cesaretin tehlikeleri ve algı üretimindeki sorumluluk üzerine bir çağrı niteliğinde kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/bu-ne-cunnet-p278488
39 - Bir küfürden fazlası: Türkiye’nin samimiyet testi — 27.12 2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Bursaspor–Somaspor maçında yaşanan küfürlü tezahüratların sıradan bir olay olmaktan çıkıp toplumsal bir test alanına dönüşmesiydi.
Sadece bir maçta yapılan saldırı değil, bunun arkasında siyasetin, medya dilinin ve tribün psikolojisinin bir araya gelmesiyle sosyal samimiyetin sorgulanması ortaya çıktı.
Yazıda, Leyla Zana gibi siyasal ve toplumsal bir kimlik üzerinden yapılan küfürlü saldırıların yalnızca bireysel bir öfke ifadesi olmadığını; bunun, yıllardır sürdürülen ayrıştırıcı söylemlerin tribünlere yansıması olduğunu vurguladım.
Tribünlerdeki nefret dili, geçmişte Yugoslavya örneğinde olduğu gibi toplumda daha derin çatlaklara yol açabilecek bir sinyal olarak görülmeli.
Sadece olayın kendisini değil, toplumun ve siyasetin bu olaya verdiği tepkiyi de tartıştım: Medyanın, ya olayı küçümsemesi ya da köpürtmesi; siyasetin ise sert pozisyonlar alıp gerilimi artırması, bu tür davranışların normalleşmesine izin veren bir atmosfer yarattı.
Sessizlik, tarafsızlık değil, bu tür eylemleri dolaylı onaylama anlamına geliyor.
Bu yazı, küfür ve nefret dili üzerinden tribünlerin, medya ve siyasetin rolünü sorgulamak ve toplumsal samimiyet ile etik değerlerin yeniden düşünülmesi gerektiğini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/bir-kufurden-fazlasi-turkiye-nin-samimiyet-testi-p278803
40 - Apartheid böyle çöktü, Gazze böyle kurtulur! — 30.12 2025
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, Gazze’de süren insanlık dramına karşı dünyanın sessizliği ve çift standartlı tepkileriydi.
Sadece eleştiri ve kınamanın ötesinde, uluslararası hukukun uygulanmasının ve cezasızlığın sona ermesinin somut yaptırımlarla sağlanması gerektiğini dile getirdim.
Yazıda, apartheid rejiminin Güney Afrika’da sadece sözlerle değil, çok katmanlı izolasyon ve yaptırımlarla çökertildiğini, spor, sanat ve diplomasi alanlarında kapsamlı dışlanma uygulandığını anlattım.
Bu tarihi örnek üzerinden, Gazze’de yaşananların benzer biçimde cezasızlığın son bulmasına yönelik bir stratejiye ihtiyaç duyduğunu vurguladım.
Gazze’de 2 milyondan fazla insanın maruz bırakıldığı insanlık dışı uygulamaların dünya kamuoyu tarafından sadece izlenmesinin yeterli olmadığını ifade ettim.
Hukukun işletilmesi, uluslararası toplumun taraf olmayı aşarak etkin yaptırımlar uygulaması gerektiğini savundum.
Bu yazı, insani kriz karşısında sessizlik ve söylem yerine hukukun ve yaptırımların devreye sokulması gerektiğini hatırlatmak için yazıldı ve uluslararası vicdan ile sorumluluk çağrısı yapıyor.
https://www.sozcu.com.tr/apartheid-boyle-coktu-gazze-boyle-kurtulur-p279534
OCAK 2026 – Süper Kupa, Güven, Görev ve Sorumluluk üçlüsü
41 - Saran Production: Derbiyi kazanan akıl — 11.01.2026
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, sadece saha içi futboldan ibaret olmayan bir derbi maçının, liderlik, iletişim ve kurum kültürü gibi daha derin dinamikler üzerinden kazanılabileceğini görmekti.
2025 Süper Kupa derbisi, Galatasaray karşısında elde edilen zafer bunun somut bir örneğiydi.
Yazıda, Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran’ın göreve gelir gelmez kulüp içi güven ve aidiyet inşa etme yaklaşımının nasıl işe yaradığını anlattım.
Saran’ın, teknik ekipten futbolculara, kongre üyelerinden taraftara kadar herkese önce insan olarak değer verdiğini hissettirmesi, derbideki zaferin arkasındaki akıl ve stratejinin temelini oluşturdu.
Ayrıca, transferlerin de liderlik ve stratejiyle bağlantılı olduğunu vurguladım; özellikle Matteo Guendouzi’nin takımda kısa sürede yer bulup derbide gol atması, salt yetenek değil, doğru planlama ve kurumsal bakışla açıklanabilir bir durumdu.
Yazı, sadece bir maç sonucunu değil, liderlik aklının, ilişkilerin ve kurum kültürünün saha içi başarıda nasıl belirleyici olduğunu göstermek amacıyla kaleme alındı.
Sahada kazanmak kadar, doğru stratejiyle oynamak da önemlidir.
https://www.sozcu.com.tr/saran-production-derbiyi-kazanan-akil-p282980
42 - Tesellisiz sorumluluk, sorumluluksuz teselli — 13.01.2026
Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, spor dünyasında hem aşırı baskı altında bırakılan hem de sonsuz hoşgörüyle sınırların silikleştirildiği iki uç yaklaşımın, oyuncu, teknik direktör ve yönetici psikolojisini nasıl kırılganlaştırdığını görmemdi.
Sporun gerçek dinamizmi, sadece sonuç üretmek değil; insanı ayakta tutacak dengeyi kurmaktan geçer.
Yazıda “tesellisiz sorumluluk”u, sürekli sadece kazanmak zorunda bırakılan sporcuların ve teknik adamların psikolojik çöküşü üzerinden anlattım:
Hata yapan yalnız bırakılır, bağlam ve geçmiş başarı göz ardı edilir; bu zihinsel baskı, bireyin refleksle karar vermesine yol açar ve cesaretini köreltir.
Aynı çizgide “sorumluluksuz teselli”yi ise, disiplin ve hedef bilinci olmadan sürekli rahatlatılan sporcuların gelişimini durduran bir gevşeme olarak değerlendirdim.
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk örneğinde olduğu gibi; üç yıl üst üste şampiyon yapan bir isim, tek bir mağlubiyetin ardından tüm başarılarının gölgede bırakıldığı bir yalnızlığa itilince, bu atmosferin bir tesellisiz sorumluluk cehennemi yarattığını gösterdim.
Diğer uçta ise “canın sağ olsun” söylemiyle bedel ödetilmeden verilen rahatlık; disiplin duygusunu törpüleyip insanı yerinde saymaya itiyor.
Son bölümde, gerçek başarının dinamiğini kuran liderlerin -Ferguson’dan Guardiola’ya- insanı önce güvenle saran, sonra sorumlulukla büyüten dilini hatırlattım.
Tribünlerin de bu dengede yer alması gerektiğini belirttim: alkış ve ıslık arasında insanı ezmeden, mücadeleyi ve emeği onaylayan bir reaksiyon.
Bu yazı, sadece sonuçlara odaklanmak yerine insanı merkeze alan bir denge kültürü kurulmasının önemini hatırlatmak için kaleme alındı.
https://www.sozcu.com.tr/tesellisiz-sorumluluk-sorumluluksuz-teselli-p283499